|
HUKUK İLE İLGİLİ
METİNLER
Hukuk metinlerinin
içerdiği düşünceleri araştırırken ve bu düşüncelerden
birtakım hükümler çıkarırken, sadece söz ve terkipleri veya
onların göstergelerini anlamak yetmez. Bu metinleri anlamak için
herhangi bir ön bilgiye gerek yoktur. Hukuk metinlerini anlamak için
şu iki noktaya dikkat etmek gerekir:
a-
Hukukla ilgili söz ve terkiplerin anlamlarını bilmek,
b-
Düşünce üzerinde yoğunlaşmak için belli birtakım bilgileri
kullanmak. Başka bir ifadeyle, düşünce hakkında bir bir yargıya
varmak.
Söz ve terkiplerin
anlamını bilmek, bunların yazıldığı dili ve belli birtakım
terimleri bilmeyi gerektirir. Ancak bu aşamadan sonra düşünceler
ve hükümler üzerinde durulabilir. Yukarıda söz edilen iki noktanın,
hukukla ilgili tüm düşüncelere uygulanması mümkün olmasına
rağmen, bizim burada hukuktan kastettiğimiz herhangi bir hukuk
değildir. Burada hukuk derken, sadece İslâm hukukunu kastediyoruz.
Çünkü Müslümanlar olarak bize ancak kendi hukukumuzu incelemek
düşmektedir. Zira bizim akidemizin zorunlu kıldığı kesin ve şüphesiz
inanç, bizi sadece İslâm hukukuyla ilgili fikir yürütmekle sınırlı
bırakmaktadır. İslâm hukuku dışındaki hukuk sistemleri bizi
ilgilendirmez. Çünkü hukuk metni, zevk veya haz duymak için değil,
muhtevasını kabul edip benimsemek için okunur. Hukuk metni araştırılırken
amaç metnin muhtevasını benimsemektir. Üstelik İslâm hukuku dışında
bir hukuk veya hüküm benimsememiz söz konusu değildir, yani
haramdır. Edebiyat, düşünce ve siyaset gibi hukuk dışındaki
metinleri okuyup, bu metinler hakkında araştırma yapmamızda
herhangi bir sakınca yoktur. Fakat aynı şey hukuk metinleri için
geçerli değildir. Zira edebi metinleri zevk ve haz duymak için
okuruz. Fikri metinleri okuyup bu metinler hakkında araştırma
yapmakla, okuduğumuz düşünceleri, iç dünyamızın benimsediği
temel düşünceye göre değerlendirmiş oluruz. Siyasi metinleri
ise, dış politikamızı nasıl tayin edeceğimizi öğrenmek için
okuruz. Bu nedenle tüm bu metinleri okuyup araştırmada, onlar
hakkında fikir yürütmede karşımıza herhangi bir engel çıkmaz.
Fakat hukuk metinleri sadece ve sadece benimsenmek üzere okunur ve
hakkında araştırma yapılır. İslâmi hukuk dışında herhangi
bir hukuk sistemini benimsememiz mübah olmadığına göre, İslâm dışı
hukuk metinlerini okuyup bu metinler hakkında araştırma yapmamız,
bu konuda fikir yürütmemiz de doğru olmaz.
Düşünce akide
üzerinde kurulur. Çünkü akide, düşüncenin doğru olup
olmadığını gösteren bir ölçüttür. Düşünce, akide
süzgecinden geçirilerek benimsenir ya da reddedilir. İslâm'ın hükümleri
de kaynağını akideden aldığına göre bu, akideden doğan her hüküm
şer'i hüküm olup yalnızca bu hüküm benimsenir. Kaynağını
akideden almayan her hüküm ise akideyle uyuşsun veya uyuşmasın
reddedilir. Bu nedenle biz bir hükmü benimserken İslâm'a uyup
uymadığını değil, sadece İslâmi olup olmadığına bakarız.
Çünkü İslâmi hüküm, bir şekilde kaynağını akideden alan ve
ancak bundan sonra benimsenen hükümdür. Düşünce ise, kaynağını
akideden almakla kalmaz, yapısı da akide üzerine kurulur. Zira
Allah, "Oku!" emriyle bizlere sınırsız bir okuma
serbestiyeti vermiştir. Fakat hayatın çözüm araçlarını yani
İslâmi hükümleri benimsememiz gerektiğini öngören emriyle bu
kayıtsız okuma ruhsatını imanla sınırlamış, iman dışı hükümleri
benimsemeyi "tağut" olarak nitelemiştir. Demek ki
hukuk metinlerinin okunmasına dair özel bir durum söz konusudur ve
okuma serbestliği hukukla ilgili olmayan metinler için geçerlidir.
Hukuk metinleri, yani hükümler ve hukuksal çözümler, bu kapsamın
dışında kalmaktadır. Çünkü nasslar, hukuksal çözümlerin
sadece benimseyip kabul etmek amacıyla ele alınabileceğini ön
görmektedirler. Bu nedenle biz, İslâm hukuku dışındaki hukukla
ilgili eserleri okumayız, incelemeyiz dolayısıyla da üzerinde düşünmeyiz.
Bizim okuyacağımız, fikir yürüteceğimiz hukuk, sadece İslâmi
hukuktur. Bu bağlamda hukuksal bir araştırmaya giriştiğimizde
araştırma alanımıza giren sadece İslâmi hukuktur.
Hukukla ilgili düşünce,
Arapça ve İslâmi düşünceleri iyi bilmeyi gerektirir. Fakat vakıayı
çok iyi bir şekilde kavramak, sonra İslâmi hükmü bilmek ve ardından
da bu hükmü vakıaya uygulamak, yani pratiğe geçirmek her şeyden
önce gelir. Ortaya çıkarılan hüküm vakıaya uygunsa, bu hüküm
vakıaya ait hükümdür. Vakıaya uygun değilse, vakıaya uygun hükmün
araştırılması gerekir. Bu nedenle kanunlarla ilgili düşünceler,
herkesin sahip olabileceği düşünceler değildir. Hukukla ilgili
fikir yürütebilmek için, söz ve terkip bilgisine, hukukla ilgili
birtakım bilgilere sahip olmak ve vakayı, yani ortaya çıkarılan hükmün
vakıasını özümsemek gerekir. Kaldı ki, hukuksal metinler
üzerinde fikir yürütmek için edebi metinlerde olduğu gibi sadece
söz ve terkipler, fikri metinlerde olduğu gibi sadece anlam ve düşünceler
ve siyasi metinlerdeki gibi sadece olay, vak'a ve koşullar yeterli
değildir. Hukuk metinlerinde bunların hepsine dikkat etmek gerekir.
Bu yönüyle hukuk metni üzerinde fikir yürütmek, diğer metinlere
nazaran daha zordur. Çünkü hukuk metnini incelemek, aynı anda hem "derin"
hem de "aydın" düşünmeyi gerektirir. Hukuk
metnini incelemede "aydın" düşünme yeterli olsa
bile, "derin" düşünme tek başına yeterli
değildir. Zira "aydın" düşünme, ancak "derin"
düşünme sonucunda ortaya çıkabilir.
Hukuk metinleri
üzerinde akıl yürütmek, güdülen amaca göre değişir. Zira
hukuk metinleri üzerinde akıl yürütmenin iki amacı vardır:
a-
Şer'i hükmü benimsemek,
b-
Yeni bir hüküm istinbat etmek, yani ortaya çıkarmak,
Sadece şer'i hükmü
anlamak amacıyla akıl yürütmek, söz ve terkiplerin anlamlarını
bilmeyi gerektirse de, söz dizimi, çekim bilgisi, dilbilim veya belağat
ilimlerini bilmeyi gerektirmez. Şer'i hükmü anlamak amacıyla fikir
yürütmede, Arapça okuyabilmek -yazma bilmeyebilir- yeterlidir.
Çünkü Arapça metni okumak ve okuduğunu anlamak, şer'i hükümleri
ihtiva eden metinleri anlamak için yeterlidir. Gerçi şer'i hükümleri
ihtiva eden metinleri anlamak için, bu hükümlerle ilgili ön
bilgilere sahip olmak da gerekir. Ancak bu hükümlerle ilgili
bilinmesi kaçınılmaz olan temel bilgilere sahip olmak da yeterli
olacaktır. Sözgelimi fıkıh usulü, ayet ve hadis bilmek gerekmez.
Şer'i hükmü, şer'i olmayan hükümden ayırt etmek için yapılması
gereken, sadece okumaktır. Aynı şekilde vakıanın bilinmesi de
gerekmez. Hangi vakıanın hangi hükme ait olduğunu bilmek
yeterlidir. Mesela konserve etinin hükmünü öğrenmek amacıyla
okumak istediğinizde, murdar hayvanın etinin haram olduğunu
bilmeniz yeterlidir. Dolayısıyla, İslâmi usullere göre kesilmeyen
hayvanların etlerinden yapılan konserveler de haramdır. Aynı
şekilde kolonyanın hükmünü öğrenmek için okumaya başlıyorsanız,
sarhoşluk veren herşeyin haram olduğunu, kolonyanın da sarhoş
edici bir madde olduğunu bilmeniz gerekir. Bu ve buna benzer
örneklerde görüldüğü gibi, şer'i hükmü öğrenmek için hukuk
metinleri üzerinde fikir yürütmede, kişinin araştırılan hükmün
vakıasını yorumlayabilecek kadar ön bilgiye sahip olması
yeterlidir.
"Şeri hükmü
istinbat etmek yani ortaya çıkarmak için"
akıl yürütmeye gelince, bu yolda sadece okumak yetmez. Herhangi bir
şer'i hükmü ortaya çıkarmak için üç noktaya dikkat etmek
gerekir. Bunlar:
Söz ve terkipler,
Şeri düşünceler
Düşüncenin,
yani hukuksal hükmün vakıası.
Bunları sadece bilmek
yeterli değildir. Hüküm çıkaracak seviyede bu bilgilere sahip
olmak gerekir. Şer'i hükmü ortaya çıkarmak için akıl yürüten
kişinin söz dizimi, çekim bilgisi, belağat vb Arap dilinin tüm
dallarının yanı sıra, tefsir, hadis, fıkıh metotolojisini ve
hakkında bir hüküm ortaya çıkaracağı vakıayı iyice bilmesi
gerekir. Ancak bu konuları müçtehit düzeyinde bilmesi şart
değildir. Bu konulara aşina olması yeterlidir. Mesela bilmediği
bir sözcüğün anlamını öğrenmek için sözlüğe başvurabilir.
Bir cümlenin veya kelimenin gramatik analizini öğrenmek için, bu
alanda uzman bir kişiye veya bir kaynağa başvurabilir. Kafasına
takılan bir hadisi, bir uzmanına sorabilir veya bir hadis kitabına
müracaat edebilir. Anlamak istediği vakıayı hangi dine mensup
olursa olsun uzman birine sorabilir veya vakıayla ilgili bir kitaba
bakabilir. Yani kişinin allâme olması gerekmez. Bir hüküm ortaya
çıkarabilecek düzeyde konuya aşina olması yeterlidir. Bunun
anlamı şudur:
Şer'i hükmü ortaya
çıkarmak için akıl yürüten kişinin, bu hükmü ortaya çıkarabilecek
düzeyde bilgiye sahip olması gerekir. Bu nedenle hüküm çıkarma,
şer'i hükümlere ilişkin minimum düzeyde bilinmesi gereken birtakım
belli bilgilerden daha fazla bilgilere sahip olmayı gerektirse de
yukarıda bahsedilen üç noktada müçtehit olmak gerekmez. Aşina
olmak yeterlidir. Kaldı ki kişi hüküm çıkarabilecek seviyeye
geldiğinde, içtihat yapabilecek düzeye gelmiş demektir. Bu açıdan
herkes hüküm çıkarabilir veya içtihatta bulunabilir. Artık
insan, Arap dili, İslâm hukuku ve hayatın gerçekleriyle ilgili
zengin bir birikime sahiptir. Hüküm çıkarmada bu kaynaklara
başvurup bunlardan istifade etme imkânı vardır. Demek ki şer'i hükümleri
herkes anlayabilir. Daha fazla bilgiyi, yani daha geniş ön bilgilere
sahip olmayı gerektirse de şer'i bir hüküm herkes tarafından çıkarılabilir.
Önceki
dönemlerde içtihat ve istinbat yolunu daraltıp, kendilerini sadece
hükümleri bilmekle sınırlı tutanların hepsi, taklitçi insanlardır.
Tarihsel süreç içerisinde olaylar değiştiği halde, onlara
paralel hükümler ortaya konmadı. Israrla İslâm hükümlerine bağlı
olmayı gündeme getirip en yüksek, en geniş ve en açık düzeyde
yaşam mücadelesine girişmek gerektiğini vurguluyorsak, her şeyden
önce "taklit" aşamasından "istinbat"
aşamasına yükselmemiz ve hayatla ilgili her şeye İslâmi
çözümler getirmemiz gerekir. Kaldı ki elimizde engin bir bilgi
birikimi vardır. Bu çözümler, istinbat için gerekli olan bilgiyi
elde etmekten başka bir yükümlülük getirmez.
Gerçi şer'i hükmü
bilmek, farz-ı ayn'dır. Şer'i hükmü istinbat etmek ise farzı
kifayedir. Ancak olay ve vakaların sürekli değişim içinde olması
ve İslâm'a göre İslâm hükümleri dışında bir hüküm
benimsemenin haram olması, farz-ı kifayenin farz-ı ayn'dan daha az
öneme sahip olduğu anlamına gelmez. Bu nedenle ümmet içinde
büyük bir müçtehit topluluğu oluşturmak gerekir.
Görüldüğü gibi,
hukuk metni üzerinde akıl yürütmek en zor düşünme biçimi olmasına
rağmen, ister şer'i hükümleri tanımayı ister bu hükmü istinbat
etmeyi hedeflesin, İslâm ümmeti için hayati bir öneme sahiptir.
Bununla birlikte şer'i hükmü istinbat etmek, o kadar da kolay değildir,
büyük bir dikkat ve yoğunluk gerektirir. Şer'i hükümlerle ilgili
yeterli bilgilere sahip olmayan kişilerin istinbata girişmesi doğru
değildir. Hukuki metinler üzerinde akıl yürütmenin ihtiyaç duyduğu
şu üç noktayla ilgili yeterli bilgilere sahip olmak gerekir.
Bunlar, daha önce belirtildiği gibi, Arap dilini, şer'i hükümleri
ve vakıanın özünü bilmek ve nihayet şer'i hükmün bu vakıayla
uyuşmasını sağlamaktır. Bunlar şer'i hükmü istinbat etmenin
bir koşulu olmakla beraber, yukarıdaki üç nokta hakkında doğru
bilgilere sahip olunduğunda böyle bir sonuç zaten kendiliğinden
doğar.
Demek ki hukuk metni
üzerinde akıl yürütmek için vakıayla ilişkilendirilen
bilgilerin, bir hüküm ortaya çıkarabilecek seviyede belli ve
yeterli bilgiler olmaları gerekir. Düşmanlarımız birtakım
demagojilerle bizleri yanıltmayı öylesine başarmışlardır ki,
balı arının dışkısı olarak algılar hale gelmişiz.
Dolayısıyla baldan tiksinir olmuşuz. Yani İslâm hukukunu bize
öylesine çirkin, öylesine hakir göstermişler ki, ondan yüz
çevirir olmuşuz. Artık bu yanıltmacaların ortaya çıkma zamanı
gelmiştir. Mutluluğumuzu, huzurumuzu ancak İslâm hükümleriyle
gerçekleştirebileceğimizi iyice kavramamız gerekiyor. Mutluluğa
ancak İslâm hükümlerini kavrayarak ve onları istinbat ederek,
yani fıkıhla erişebiliriz. Medeni hukuk gibi İslâm'ın
dışındaki tüm hukuk sistemlerinin "tağut"un hükümleri
olduğunu ve Kur'an-ı Kerim'in sarih ayetlerinde bunlardan uzak
durmamızın emredildiğini iyice özümsememiz gerekmektedir.
Ancak her halükarda
hukuk metinleri, yani İslâm hukuku üzerinde akıl yürütme,
herhangi bir metin üzerinde akıl yürütmekten farklıdır. Daha
önce belirtildiği gibi, edebi metinler üzerinde akıl yürütmek
için söz ve terkip bilgisinin yanı sıra bir de bu bilgiyi meydana
getiren zevk ve hazzın söz konusu olması gerekir. Düşünce ile
ilgili metinler üzerinde akıl yürütmede, okuduğumuz metindeki düşünce
düzeyinde bilgiye sahip olmamız şarttır. Siyasi metinler üzerinde
akıl yürütebilmek için, olayları, hadiseleri iyi bilmek gerekir.
Hukuk metinleri üzerinde akıl yürütebilmek için ise, bütün düşünme
biçimlerine ihtiyaç vardır. Hukuk metni üzerinde akıl yürütürken
söz ve terkip bilgisi, şer'i vakıa düzeyinde hukuk bilgisi -ister
şer'i hükmü bilmek ister onu istinbat etmek amaçlansın, şer'i hükmün
uygulandığı olay ve hadiselerle ilgili bilgilerin söz konusu olması
gerekir. Kısaca hukuk üzerinde akıl yürütmek Müslümanlar için
en zor ve en gerekli akıl yürütme türüdür.
|