|
SONUÇ
Bu kitapta akıl yürütme
ve düşünme eylemine kısa ve seri bir bakış attık. Bunları İslâm
Ümmeti'nin istifadesine sunduk. Amaç, yüzyıllardır defalarca
girişimde bulunulmasına rağmen akıl yürütmekten uzak olan bu
ümmetin akıl yürütebilir bir seviyeye gelip hak ettiği yere yükselmesini
sağlamaktır. İslâm ümmeti, Hicri 4. yüzyılda düşünmeyi
sekteye uğratan, her fırsatta onun tehlikelerini, İslâm ve
Müslümanlara verdiği zararları dile getirmeye çalışan birtakım
alimlerden çok çekmiştir. Ünlü el-Kaffal gibi bir grup alim,
içtihat kapısının kapandığını dile getirerek içtihat yapılmaması
yününde çaba gösterdiler. İnsanlara içtihadın ne kadar
tehlikeli olduğunu anlatıp durdular. Çok geçmeden bu çalışmalar,
İslâm toplumunda yankı bularak Müslümanlar arasında meyvesini
verdi. Alimler ve düşünürler içtihat yapmaktan kaçındılar.
İnsanlarda müçtehitlere karşı büyük bir nefret uyandı. İslâm'ın
hakim olduğu bölgelerin neredeyse tümünde kamuoyu bu yöne doğru
yönlendirildi. Böylece akıl yürütme ve düşünme durdu.
İnsanlar aklı bir tarafa bırakarak geleneklere tutsak düştüler.
Artık içtihat yapmaya cesaret edemiyorlardı. Ne gariptir ki içtihat
ve düşünmeye karşı yürütülen bu kampanya, İslâm adına
yapılıyordu. Sonunda insanlar düşünme bakımından sekteye
uğradılar ve bu durum onların hoşuna gitti. Çünkü insan, doğası
gereği "tembel bir canlıdır." İşte bütün bu
nedenlerden dolayı içinde bulunduğumuz Hicri 14. yüzyıla kadar on
asır boyunca insanlar hâlâ düşünmemekte direnmeye devam
etmektedirler. Bu yüzden on asırdır düşünme olgusu sekteye uğramış
bir ümmette, düşünme dürtüsünü harekete geçirmek, düşünce
ve düşünen kişilerin değerinin bilincinde olmalarını sağlamak
bir hayli zordur. Dolayısıyla elinizdeki kitap gibi milyonlarca
kitap, ümmeti düşünmeye sevk edip, bunu ümmette bir karakter
haline getirmeyi garanti edemez. Ancak ümmeti yıpratıp imha etmeye
yönelik trajik süreç, ümmete düşünme yolunu açma ümidini
vermektedir. Ayrıca ümmetin içindeki bazı topluluk ve cemaatların
düşünmeyi harekete geçirme yolunda gösterdikleri çabaların
yanı sıra, binlerce toplum bireyinde sürekli canlı, enerjik ve
gelişen düşünme sevgisi, bir ümit kapısı daha aralamaktadır.
İşte ümmetin karşı karşıya kaldığı olayların vehametine, düşünmenin
bireysellikten toplumsallığa doğru yol almaya başlaması da
eklenince; bu sürecin başarılı olacağına dair parlak bir umut
belirmektedir. Söz konusu süreç tamamlandığında; düşünme
bireysellikten çıkacak, ümmete mal olacak, İslâm ümmeti düşünen
bir ümmete dönüşecek ve tekrar ilk yıllarındaki görkemine kavuşacaktır.
8 Sefer 1393
12 Mart 1973
|