|
İSLÂM’DA HÜKÜM (YÖNETİM)
Hüküm kavramının sözlük anlamı
yargı (kaza)dır. Hakim ise hükmü uygulayan anlamına gelir. Istılahi
anlamları açısından "hüküm", "mülk" ve
"sultan" kavramları ile aynı anlamı taşır. Bu açıdan,
"hakim", hükümleri uygulayan otorite (sultan)dir. Aynı zamanda,
şeriatın Müslümanlara ikamesini farz kıldığı, haksızlıkların
giderilmesini ve anlaşmazlıkların çözüme ulaştırılmasını
sağlayan otorite (sultan) anlamındaki emirlik makamıdır. Diğer
bir ifade ile "hüküm", Allahu
Teâla’nın şu ayetlerinde geçen Velayetü'l Emir’dir:
"Allah'a itaat edin, Rasule itaat edin ve sizden
olan emir sahiplerine de."
"Onu,
Rasul’e ve onlardan
olan ulu'l emre götürselerdi."
Ayetlerde geçen "Velayetü'l Emr”, doğrudan doğruya
ve fiilen yönetim işini gerçekleştirmektir.
Devlet, toplum ve hayat için düşünce ve metod bütünlüğüne
sahip olması yönüyle İslâm, devlet ve yönetim
kavramlarını kendisinin ayrılmaz bir parçası kılmıştır. Bu
nedenle İslâm, Müslümanlara İslâm Devletini ve İslâm yönetimini
ikame edip İslâm’ın hükümleri ile hükmetmelerini emretmiştir.
Bu çerçevede, Kuran-ı Kerim'de, Allah'ın indirdikleri ile hükmetmelerini
emreden "Hüküm" ve "Sultan"a ilişkin onlarca
ayet yer almaktadır.
Allahu Teâla
şöyle buyurmaktadır:
"Onların
aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet. Haktan sana gelenden sapıp
da onların hevalarına uyma."
"Aralarında Allah'ın indirdikleri ile hükmet. Onların hevalarına
(arzularına) uyma. Seni, Allah'ın sana indirdiğinin bazısından
saptırmalarından sakın."
"Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar kafirlerdir."
"Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar zalimlerdir."
"Allah'ın
indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar fasıklardır."
"Rabbine andolsun ki, aralarında çıkan
ihtilaflarda seni hakem kılmadıkça, sonra senin verdiğin hükümden
dolayı içlerinde bir sıkıntı duymadan ona tam teslimiyetle teslim
olmadıkça, iman etmiş olmazlar."
"Ey iman edenler! Allah'a itaat
edin, Rasule itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de."
“İnsanlar
arasında hükmettiğinizde adaletle hükmedin."
Bu
ayetler dışında yönetim ve otorite, kavramlarına işaret eden hükümle
ilgili daha bir çok ayeti kerime mevcuttur. Hüküm (yönetim)'e ilişkin
uygulamaların ayrıntılarını açıklayan bir çok ayeti kerimeye
ilaveten, savaş hukuku, siyasi hukuk, ceza hukuku, sosyal hukuk,
medeni hukuk v.b. hukukî kavramlara ilişkin tafsilat da verilmiştir.
Allahu
Teâla şöyle buyurmaktadır:
"Ey iman edenler! Kafirlerden
size yakın olanlara karşı savaşın ve onlar sizde bir sertlik
bulsunlar."
"Eğer savaşta onları
yakalarsan, ibret almaları için onlarla arkalarında bulunan
kimseleri de dağıt. Bir kavmin hainlik yapmasından korkarsan, sen
de hak ve adaletle (onlarla yaptığın ahdi) onların üzerine
at."
"Eğer
onlar barışa yanaşırlarsa sen de ona yanaş ve Allah'a tevekkül
et."
"Ey iman
edenler! Akitleri (sözleşmeleri) yerine getirin."
"Mallarınızı aranızda haksız
sebeplerle yemeyin. Kendiniz bilip dururken insanların mallarından
bir kısmını yalan yemin ve şehadet ile yemeniz için o malları
hakimlere (yöneticilere ya da kadılara) vermeyin."
"Kısasta sizin için hayat vardır,
ey akıl sahipleri." "Hırsızlık eden erkek ve kadının yaptıklarına
karşılık bir ceza olarak, Allah'tan bir ibret olmak üzere ellerini
kesin." "Sizin çocuğunuzu emzirirlerse onlara ücretlerini
verin." "İmkanı geniş olan nafakayı imkanlarına göre
versin. Rızkı daralmış olan da nafakayı Allah'ın kendisine verdiğinden
ayırsın."
"Onların mallarından sadaka al
ki bununla onları temizleyesin."
Bu ayetler
incelendiğinde İslâm’ın medeni hukuk, siyasi hukuk, ceza hukuku,
askeri hukuk ve muamelat (şahıs ve aile hukuku, aynı haklar, miras,
ticaret, borçlar ve iş hukuku) ile ilgili konuların ana hatlarıyla
yüzlerce ayeti kerimede açıkça ortaya konulduğunu görürüz. Bu
konularla ilgili ayrıntılı bilgi ihtiva eden yüzlerce sahih hadis
de gerçeğin bir diğer yönüdür. Söz konusu tüm ayet ve hadis-i
şer'ifler, Allah'ın emirleri ile hükmetmeyi
(yönetmeyi) ve bu alana yönelik emirleri uygulamayı öngörmektedir.
Allah Rasulu(s.a.v.)'in sağlığında ve sonrasında Raşid
Halifeler döneminde, İslâm hükümleri gerçek hayatta fiilen
uygulandığı gibi, takip eden Müslüman idareciler tarafından da
uygulanmıştır. Bu tarihî gerçekler de İslâm’ın; yönetim,
devlet, toplum, hayat, ümmet ve fert için nizam olma vasfına açıkça
işaret eden delillerdir. Buradan bir sonuç daha çıkarabiliriz:
Devletin hükmetme yetkisi ancak İslâm nizamına uygun hareket ettiği
sürece meşrudur. İslâm’ın varlığından bahsedebilmek ancak İslâm
hükümlerinin bir devletçe fiilen uygulanması ile mümkündür. İslâm
bir din ve düşünce ve metod bütünlüğüne haiz bir nizam olduğundan
devlet ve hüküm İslâm’ın birer parçasıdır. Devlet, İslâm’ın
hükümlerini tüm hayata uygulamak için ortaya koyduğu tek meşrû’
yoldur. Her hâl ve şartta hükümlerini uygulayan bir devleti
olmadan İslâm canlı bir şekilde ayakta kalamaz. İslâm Devleti,
siyasî ve beşerî bir devlettir, ilahî ve ruhanî temelli teokratik
bir devlet değildir. Bu nedenle,
İslâm Devletinin kutsallık, yöneticinin de masumiyet gibi bir sıfatı
yoktur.
İslâm’da
yönetim sistemi, devletin şeklini, vasıflarını, ilke ve
temellerini, yönetim organlarını devletin üzerine bina edildiği esasları
açıkça ortaya koyduğu gibi, tüm problemlerin çözümünün üretildiği
düşünce, kavram ve ölçülerle uygulanacak anayasa ve
yasaları da açıkça ortaya koyan bir sistemdir.
İslâm’ın yönetim nizamı ve devlet şekli tam anlamı
ile özgün bir sistemdir. Bu nizam, dünya üzerindeki tüm
sistemlerden gerek esas ve kurumları açısından ve gerekse sorunların halledildiği fikir, kavram ve ölçüler açısından
farklılık arzeder. Yönetimin temsil ettiği şekiller, uygulanan
anayasa ve kanunlar açısından da farklılıklar söz konusudur.
|