|
Halifelik Akdinin Gerçekleşmesi
İçin Aranan Şartlar
1- Müslüman olması:
Bir kafirin Halife olması kesinlikle caiz değildir. Böyle
birine itaat da vacip değildir.
Çünkü yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Allah
kafirlere müminler aleyhine asla bir yol kılmayacaktır."
Yönetim, yöneticinin
yönetilenler üzerindeki en kuvvetli yoludur. Bir kafir Müslümanlar
üzerinde ister Hilâfet isterse daha alt bir yöneticilikle olsun hak
sahibi olması ayette geçen ve "asla" anlamını taşıyan
"len" tabiri ile kesinlikle nehyedilmiştir. Madem ki Allah
kafirler için Müslümanlar üzerinde bir yöneticiliği haram kılmıştır;
o halde Müslümanların başlarına bir kafiri yönetici olarak tayin
etmeleri haramdır.
Ayrıca Halife Veliyyü’l emr'dir. Yüce Allah da Müslümanların
veliyyü'l emr'inin Müslüman olmasını şart koşmuştur. Ayette şöyle
buyurmaktadır "Ey iman edenler Allah'a itaat ediniz. Rasule
itaat ediniz ve sizden olan emir sahiplerine de."
Bir başka
ayette ise şöyle buyurmaktadır: "Onlara güvenlik veya korkuya
dair bir haber geldiği zaman hemen onu yayıverirler. Halbuki onu kendilerinden olan emir sahiplerine döndürmüş olsalardı..."
Kur'an'da "Ulu'l-emr" emir sahipleri kelimesi ancak
Müslüman olmalarını ifade eden emirle birlikte
kullanılmıştır. Bu ise "Veliyyü'l emr"in Müslüman
olmasının şart koşulmasının delilidir. Madem ki Halife "Veliyyü’l
emrdir" ve yardımcılarını, valileri ve amillerden oluşan yönetim
sahiplerini atayandır, o halde böyle hayatî bir mevkideki yöneticinin Müslüman olması da şarttır.
2- Erkek olması:
Halife’nin
kadın olması caiz değildir. Buna delil ise Buhari'nin Ebu Bekre'den
rivayet ettiği şu hadistir: “Allahu Teâla Rasulullah (s.a.v.)'den duyduğum bir söz
ile beni Cemel Vakıası günlerinde faydalandırdı. Bu sözü duymamış
olsaydım, nerede ise ben de Cemel ashabına katılacak ve onlarla
beraber savaşacaktım. Rasulullah (s.a.v.)'e Fars halkının kendilerine Kisra’nın kızını
kraliçe yaptıkları haberini duyunca şöyle dedi: "İşlerini (yönetimlerini)
kadına teslim eden bir toplum kesinlikle felah bulmayacaktır.”
Rasulullah
(s.a.v.)'in yönetimlerini kadınlara teslim edenlerin felah
bulmayacaklarına dair bu haberi kadının yöneticiliğini
yasaklamaktadır. Zira bu haber talep kiplerindendir. Bu haberin yönetimlerini
bir kadına teslim edenlerin felah bulmayacaklarını belirterek
onlardan yergi ile haber vermesi bunun kesin olarak yasaklandığının
karinesidir. Kadının yöneticiliğine dair yasaklama, bu fiilin
terkini gerektiren talebin kesinlik ifade eden bir talep olduğuna
delalet eden karineden kaynaklanır. Buna göre kadının yönetime
getirilmesi haramdır. Kadının yönetici olması ile kastedilen Hilâfet
ve ondan daha aşağı seviyelerdeki yönetimle ilgili diğer görevlerdir.
Zira bu hadisin konusu Kisra’nın kızının Kraliçe yapıp, hükümdarlığa
getirilmesidir. Hadis sadece Kisra’nın kızının hükümdarlığı
olayına has olmayıp yönetime ait genel bir kaide
koymaktadır. Ancak hadis kadınlara ait her alanı kapsayacak kadar
da genel bir ifade taşımaz. Bu hadis yönetim konusu dışında
kalan hususları herhangi bir şekilde
kapsamaz.
3- Baliğ olması:
Halife olacak şahsın çocuk olması caiz değildir. Ebu
Davud'un Ali b. Ebu Talib (r.a.)'den rivayet ettiği bir hadiste
Rasulullah (s.a.v.)
şöyle demiştir: "Uyanıncaya
kadar uyuyandan, baliğ oluncaya kadar çocuktan, aklı başına
gelene kadar aklı gidenden kalem kaldırılmıştır.”
Aynı hadis
bir başka rivayette ise şöyledir: َ"Üç
kişiden kalem (sorumluluk) kaldırılmıştır. Aklı başında
olmayan deliden aklı başına gelinceye kadar, uyanıncaya kadar
uyuyandan, büluğa erinceye kadar çocuktan.”
Kendisi üzerinden
kalemin kaldırılmasından dolayı çocuğun yönetimde tasarruf sahibi olması doğru değildir. Şeriatla mükellef
olmayan çocuğun Halife ya da daha alt bir seviyede yöneticiliği
caiz değildir. Zira tasarruf yetkisi yoktur. Çocuğun Halife
olmayacağına dair bir delil de Buhari'nin rivayet ettiği şu hadistir:
"Ebu Ukayl Zühre b.
Ma'bed, Rasulullah (s.a.v.)
zamanında henüz bir çocuk olan dedesi Abdullah b. Hişam'dan
şu olayı aktarır: Abdullah b. Hişam Annesi, Zeyneb bint Humeyr ile
Rasulullah (s.a.v.)'e
gider ve şöyle der: Ey Allah'ın Rasulü onun (Abdullah b. Hişam'ın)
bey’atını al. Bunun üzerine Allah'ın Rasulü: "O küçüktür, dedi, yüzünü okşadı ve ona dua
etti...”
Küçük çocuğun bey’atı sahih olmadığına göre başkasına
Halife olmak üzere bey’at alması ise hiçbir surette caiz olmaz.
4- Akıllı olması:
Halife’nin
deli olması caiz değildir. Çünkü Rasulullah (s.a.v.):"Kalem (sorumluluk) üç kişiden kaldırıldı" demiş ve bunlar arasında da; "Aklı başında olmayan delinin aklı başına
gelinceye kadar” diyerek
deli olan kimseyi de saymıştır.
Kendisinden
kalemin kaldırıldığı kimse ise mükellef değildir. Zira akıl,
teklifin muhatap aldığı temel unsurdur ve tasarrufların sahih
olmasının şartıdır. Halife’nin görevi yönetim işlerini ve şer’î
sorumlulukları yerine getirmektir. Bu nedenle Halife’nin deli olması
doğru değildir. Kendi işlerinde tasarrufta bulunması doğru
olmayan bir kişinin, insanların işleri hususunda tasarrufta
bulunması ise hiç doğru değildir.
5- Adalet vasfına sahip
olması:
Halife’nin fasık olması doğru
değildir. Adalet şartı, Hilâfet sözleşmesi ve devamı için en
önemli şartlardan birisidir. Çünkü Allahu Teâla şahidin adil
olmasını (fasık olmamasını) şart koşmuştur, Allahu Teâla şöyle
buyurmuştur: "İçinizden
adalet sahibi iki kişiyi şahit
tutun."
Hilâfet
konumu itibarı ile şahitlikten
daha üst bir makam olduğundan Halife’nin adil olması öncelimle
söz konusudur. Zira adaletli olmak şahitlikte şart olduğuna göre
Halife olmak için adalet şartının aranması öncelikle söz
konusudur.
6- Hür olması:
Köle efendisinin mülküdür. Kendi şahsı adına tasarruf
hakkına sahip değildir. Doğal olarak kendi üzerinde bile tasarruf
yetkisi olmayan birisinden başka birileri adına tasarrufta bulunup
onları yönetmesi beklenemez.
7- Kâdir olması:
Halife
olacak şahsın, Hilâfet sorumluluğunu taşıyacak güce sahip olması
gerekir. Bu şart bey’atın da şartlarındandır. Zira aciz olan
bir kimse Kitap ve Sünnete uygun olarak yönettiği tebaasının işlerini
yerine getiremez.
|