|
Halife’yi Göreve
Getirmenin Yolu
Şeriat
İslâm ümmetine bir Halife seçmeyi farz kılınca Halife’nin seçilmesinin
yolunu da belirlemiştir. Bu yol Kitap, Sünnet ve sahabe icmaı ile
sabittir. Halife’yi seçip göreve getirmenin yolu bey’attır. Müslümanların
Allah'ın Kitabı ve Rasulullah'ın Sünneti üzerine yürüyecek bir
Halife adayına bey’at etmeleriyle Halife seçilmiş olur.
Halife’yi belirlemenin yolunun bey’at olduğu sahabelerin
Rasulullah’a bey’atları ve Rasulullah’ın da bize bir imama
bey’at etmemizi emretmesi ile sabittir. Sahabenin Rasulullah’a
bey’atları incelendiğinde onların bey’atlarının Nübüvvet (Peygamberlik)
için değil yönetim için olduğunu görürüz. Bu bey’at
peygamberliğin tasdiki için yapılan bir bey’at değil yönetim için
yapılan bey’attır. Bu bey’at ile Rasulullah (s.a.v.)'in devlet
başkanı olarak kabulü gerçekleşmiştir. Rasulullah (s.a.v.)'in
nubüvvvetini ve risaletini kabul etmek bey’at değil doğrudan doğruya
imandır. O halde geriye ona yapılan bey’atın ancak devlet başkanı
sıfatı ile yapılmış olması kalıyor. Kur'an ve hadislerde "bey’at"
geçmektedir Allahu Teâla buyurmuştur ki: "Ya Rasulüm, mü’min
kadınlar hiçbir şeyi Allah'a şirk koşmayacaklarına, hırsızlık
yapmayacaklarına, çocuklarını
öldürmeyeceklerine elleri
ve ayakları arasında bir iftira düzüp getirmeyeceklerine (zina
mahsülü çocukları nikâhlı kocalarına nispet etmeyeceklerine),
hiçbir marufta sana isyan etmeyeceklerine dair bey’at etmek
için geldikleri zaman onların bey’atını al."
"Muhakkak
ki sana bey’at edenler ancak Allah'a bey’at etmişlerdir.. Allah'ın
eli onların elleri üzerindedir."
Buhari
kaydettiği bir rivayette şöyle demektedir: “Bize İsmail anlattı.
Bana Malik b. Yahya b. Saîd'den naklederek dedi ki: Bana Ubade b. el-Velid
Haber verdi. Bana babam Ubade b.
es-Samit'ten haber vererek şöyle demiştir: "Rasululllah (s.a.v.)'e
zor kolay günlerimizde işitip itaat edeceğimize, yöneticilerle (yönetimi ele geçirmek üzere) çekişmeyeceğimize, halkın kınamasından korkmayıp sadece Allah'tan korkacağımıza, nerede olursak olalım hakkı söyleyeceğimize
dair bey’at ettik.”
Bize Ali b.
Abdullah anlattı. Bize Abdullah b. Yezid anlattı. Bize Ebu Eyyub'un
oğlu Saîd anlattı. Bize Ebu Akîl Zühre b. Ma'bed Rasulullah (s.a.v.)'e
yetişen dedesi Hişam b. Abdullah'tan anlattı. Abdullah b. Hişam,
Annesi, Zeyneb bint Humeyr ile Rasulullah (s.a.v.)'e gider ve şöyle
der: “Ey Allah'ın Rasulü
onun (Abdullah b. Hişam'ın) bey’atını al. Bunun üzerine Allah'ın
Rasulü şöyle dedi: "O küçüktür. Yüzünü
okşadı ve ona dua etti...”
Bize;
Abdan’ın Ebu Hamza'dan onun A'meş'ten onun Ebu Salih'ten onun da
Ebu Hüreyre'den rivayet ettiği bir hadiste Rasulullah (s.a.v.) şöyle
demiştir: "Üç kişi vardır ki
kıyamet gününde Allah onlarla konuşmayacak ve onları temize de çıkarmayacaktır.
Onlar için elim bir azap vardır. Bunlardan birincisi, yol kenarında
yeterli suyu bulup ta o sudan yolcuları faydalandırmayan kimse. İkincisi
sırf dünya çıkarı için bir imama bey’at edip eğer imam
kendisine istediklerini verirse bey’atına vefa gösterip istediğini
elde edemezse bey’atından dönen kimse. Üçüncüsü ise ikindi
namazından sonra birisine bir mal satıp da Allah adına yemin ederek
-kendisine o fiyat verilmediği halde- mala şu kadar fiyat verildiğini
söyleyip Allah adına yemin eden ve karşısındakini kandıran kimse.”
Bu üç
hadiste Halife’yi nasbetmenin yolunun bey’at olduğu açıkça görülmektedir.
Ubade'den rivayet edilen hadiste, işitmek ve itaat etmek üzere
Rasulullah (s.a.v.)'e devlet başkanlığı noktasında bey’at
edildiği zikredilmektedir. Abdullah b. Hişam hadisinde; büluğa
ermediğinden bey’at yükümlülüğü olmayan çocuğun bey’atının
kabul edilmemesi bey’atın yönetim için olduğuna delalet
etmektedir. Ebu Hüreyre hadisi ise imama beyat hususunda gayet açıktır.
Hadiste geçen "İmam" kelimesi belirsiz isim olarak yani
herhangi bir imam anlamında kullanılmıştır. İmam'a (Halife’ye)
bey’atın kesin olarak zikredildiği başka hadisler de vardır. Müslim’in,
Abdullah b. Amr b. el-As'dan yaptığı rivayet şöyledir: "Kim bir imamın elini
sıkıp ona bey’at ederse ve kalbiyle bağlanırsa gücü
yettiği kadar ona itaat etsin.
Eğer bir başkası çıkar da imamla yönetimi ele geçirmek için çekişmek
isterse onun boynunu vurun.”
Ebu Said
el-Hudri'den rivayetle, Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Aynı anda iki Halife’ye bey’at
edilirse öldürün.”
Yine Müslim,
Ebu Hazim'den şu hadisi rivayet eder: "Ebu Hüreyre ile
beş sene beraber bulundum. Bana Rasulullah (s.a.v.)'den şunu işittiğini
söyledi: "İsrail
oğulları Nebîler tarafından siyaset (idare) edilirdi. Bir Nebî öldüğünde
onu bir diğeri takip ederdi. Benden sonra artık Nebî yoktur. Ancak
bir çok Halifeler olacaktır. Oradakiler dediler ki: Bu durumda bize ne
emredersin? Dedi ki: İlk bey’at edilene vefakâr olun ve ona karşı olan görevlerinizi
yerine getirin. Muhakkak ki Allah size karşı görevlerini yerine
getirip getirmediklerini onlardan soracaktır.”
Halife’yi nasbetme yolunun
bey’at olduğuna dair Kitap ve Sünnetin nassları gayet açıktır.
Sahabelerin hepsinin bu husustaki anlayışı ve uygulaması da aynı
olmuştur. Nitekim Ebu Bekir (r.a.)'a Sakife'de bey’at edildikten
sonra mescidde genel bir bey’at yapıldı. Bey’atlarına itibar
edilen Ali b. Ebu Talib (r.a.) gibi kişilerden mescidde bey’at
etmeyenler ise daha sonra bey’at ettiler. Ömer, Osman, Ali (r.a.)
da aynı yolla yani bey’at yolu ile Halife oldular.
Bey’atın gerçekleşmesinin pratiğine
gelince; Bey’atın gerçekleşmesinde izlenecek yol Rasulullah (s.a.v.)'in
vefatından hemen sonraki dört Halife’nin; Ebu Bekir, Ömer, Osman,
Ali (r.a.) nasbında açıkça görülmektedir. Tüm sahabeler bu seçimlere
ve bey’atın alınış şekline sükut ederek tasdiklerini gösterdiler.
Eğer söz konusu bey’at şekilleri şeriata muhalif olsaydı kabul
etmezlerdi. Çünkü bu, Müslümanların birliğinin ve İslâmi yönetimin
bekasının kendisine bağlı olduğu en önemli şey ile alakalı bir
iştir. Dört Halife’nin seçilmelerinde meydana gelen olaylar
incelendiğinde Müslümanların bir kısmı Beni Saide sakifesinde
Halife adayları Sa'd b. Ubade, Ebu Ubeyde, Ömer ve
Ebu Bekir'in Halifeliği için tartıştıkları görülür. Bu tartışmanın
sonucunda Ebu Bekir'e bey’at edildi. Ertesi gün Müslümanlar
mescide çağrıldılar ve onlar da Ebu Bekir'e bey’at ettiler ve
Ebu Bekir Müslümanların Halife’si oldu. Sakife'deki bey’at olayı
Ebu Bekir'i Müslümanların Halife’si yapan "in’ikad"
bey’atıdır. İkinci gün mescitte yapılan bey’at ise "itaat"
bey’atıdır.
Ebu Bekir (r.a.),
yakalandığı hastalıktan
kurtulamayacağını ve ölümünün
yaklaştığını hissedince Müslümanları toplayıp onlara
kendisinden sonra kimin Halife olacağı konusunda istişarede bulundu.
Bu istişareler sonucu hakim olan görüş Ali ve Ömer üzerinde yoğunlaşıyordu.
Bu istişareler üç ay boyunca sürdü. Ebu Bekir istişarelerini
tamamlayınca Müslümanların çoğunluğunun görüşünü almış
oldu ve Müslümanlara, Ömer (r.a.)'in kendinden sonra Halife
olabileceğini söyledi. Ebu Bekir (r.a.)'ın vefatından hemen sonra
Müslümanlar mescidde toplanarak Ömer (r.a.)'e Hilâfet için
bey’at ettiler. Ömer (r.a.) bu bey’atla Müslümanların
Halife’si oldu. Ömer (r.a.), Ebu Bekir
'in (r.a.) istişareleri ya da kendisinden sonra Ömer'in
Halife olabileceğini söylemesiyle değil, Müslümanların genelinin
bey’atı ile Halife odu.
Ömer (r.a.)
bir müşrik tarafından hançerlenince Müslümanlar kendisinden
sonra Halife olması için birini vekil bırakmasını istediler.
Ancak o bunu reddetti. Sahabiler ısrar edince altı aday gösterdi.
Ömer (r.a.)'in vefatından sonra bu altı Halife adayı arasında
bulunan Abdurrahman b. Avf'ı (r.a.) Halife tespiti konusunda vekil
tayın ettiler. Zira Abdurrahman b. Avf adaylıktan çekilmişti.
Abdurrahman b. Avf Müslümanlarla istişarelerde bulundu ve sonunda
Osman'a bey’atını açıkladı. Ardından Müslümanlar da ona
bey’at ettiler. Osman (r.a.) da Ömer (r.a.)'in tavsiyesi
ile ya da Abdurrahman b. Avf'ın bey’atı ile değil,
Müslümanların genelinin bey’atı ile Halife oldu.
Osman (r.a.) şehit
edildikten sonra Medine'deki ve Kûfe'deki Müslümanların çoğunluğu
Ali b. Ebu Talib (r.a.)'e bey’at ettiler ve Ali (r.a.) de Müslümanların
bey’atı ile Halife oldu.
Tüm bu gerçeklerden anlaşılmaktadır ki Hilâfet sözleşmesinin
varlığı ile gerçekleştiği yegane yol Müslümanların rıza ve serbest seçimleri ile
gerçekleşen bey’attır.
Bey’at öncesinde
Halife’yi belirlemenin pratik uygulamalarına gelince; bu
uygulamaların Raşit Halifeler döneminde olduğu gibi çeşitli
yollarla gerçekleşmesi caizdir. Raşit Halifelerden her biri
kendisinden önce gelen Halifelerin geliş yönteminden farklı olarak
seçilmiştir. Tüm bu seçimler sahabe-i Kiramın (r.anhum) bilgisi
dahilinde gözünün önünde cereyan etti ve bu durumu tasvip ettiler.
Sonuçta Halife’nin nasbının fiili uygulamasında belli bir şekle
bağlı kalmanın vacib olmadığına dair sahabe icması
gerçekleşmiş oldu. Bu uygulamalardan hareketle Halife’nin nasbına
ilişkin şu beş yöntem uygulanabilir:
1- Hilâfet Devlet'inde başkent
halkının çoğunluğu ya da hal ve akd ehlinin veya Müslümanların
çoğunluğunu temsil edenler veya Hilâfeti üstlenmeye ehil olan seçkin
kişiler Halife’nin ölümü, azli ya da görevden ayrılmasından
sonra bir araya toplanırlar. Halife’nin
nasbı için bir ya da birkaç aday belirlenir ve adaylardan
birini uygun gördükleri bir yöntemle seçerler. Seçilen
Halife’ye Allah'ın Kitabı ve Rasulü’nün Sünneti üzere
dinlemek ve itaat etmek üzere in'ikad bey’atı verirler. İn'ikad
bey’atının tamamlanmasından sonra Halife’nin kendisi
veya tayin ettiği birisi Halife adına Müslümanların itaat
bey’atını alır. Rasulullah'ın vefatından sonra Ebu Bekir'in Hilâfeti
bu şekilde olmuştur:
“Ensar,
Saide oğullarının sakifesinde efendileri Sa'd b. Ubade'ye bey’at
için toplandılar. Sa'd bey’at gerçekleşmeden Ebu Bekir ve Ebu
Ubeyde oraya geldiler. Ensarla aralarında sert tartışmalar oldu. Bu
tartışma bir birlerine dil uzatmaya kadar vardı. Uzun süren tartışmalar
sonunda Hilâfet’in Ebu Bekir'e verilmesi kararlaştırıldı ve
orada bulunanlardan Sa'd
b. Ubade hariç tümü tarafından bey’at edildi. Sa'd ise bey’at
etmedi. Sakifede Ebu Bekir (r.a.)'a
yapılan bu bey’at ile Hilâfet sözleşmesi tamamlanmış oldu.
Taberi'de anlatıldığına göre olaylar şu şekilde gelişmiştir:
Ensar, yönetimde
Rasul (s.a.v.)'in yerine kimin geçeceği konusunda görüşmek üzere
Saide oğullarının sakifesinde toplanmışlardı. Muhacirler bu
toplantının sonuçlarından endişe ettiler. Bunun üzerine Ebu
Bekir, Ömer ve Ebu Ubeyde doğruca oraya gittiler. Aralarında sert
tartışmalar oldu. Ensar; Medine'de çoğunluğu oluşturduklarını
ve İslâm binasının onların eli ile kurulduğunu
ileri sürüyor ve Hilâfet’in kendilerince yüklenilmesi gerektiğini
savunuyorlardı. Muhacirlerden
Ebu Bekir(r.a.), Ensar'a şu şekilde cevap verdi:
"Devlet
başkanı olmak için yönetimde Rasul'ün yerine gelecek kişiyi seçme
işi çok önemli aynı zamanda da tehlikeli bir iştir. Mekke'de köklü
bir otoriteye sahip olan Kureyş kabilesi dışında birine boyun eğmeyecek
olan Araplardan dolayı bu iş devletin otoritesinin zayıflamasına
sebep olabilir. Müslümanların maslahatı Rasul’ün Halife’sinin
onlardan seçilmesini gerektirir. Muhacirler, Müslümanların hepsi
olmaksızın bir karara varılmasından
önce toplantının dağılmasına çalıştılar.”
Ancak
Ensar'dan Hubab b. el-Munzir b. Cemûh herkesin Ebu Bekir'in konuşmasından
sonra yumuşayıp onun dediklerine katıldıklarını görünce
toplantının Ensardan birine Halife olarak bey’at edilmeden dağılması
korkusu ile ayağa kalktı ve şöyle konuşmaya başladı:
"Ey
Ensar! işinize sahip çıkın. İnsanlar sizin cemaatinizle birliktedir. Hiç kimsenin bu işte size muhalefete gücü yetmeyecek ve
hiç kimse görüşünüzden dışarı çıkmayacaktır. Siz
izzet ve şeref sahibisiniz, sayıca daha çoksunuz. Üstün savaş
tecrübesi ve kuvvet sahibisiniz. İnsanlar ancak sizin yaptığınıza
bakarlar. İhtilafa düşmeyin, yoksa bu sizin düşüncenizi ifsad
edip işinizi altüst eder. Onlar duyduğumuz şeyi reddettiler.
Bizden bir emir onlardan da bir emir olsun.”
Hubab konuşmasını
bitirir bitirmez Ömer (r.a.) ayağa kalktı ve şöyle konuştu:
"Ne
yazık ki bir kında iki kılıç olmaz. Allah'a yemin ederim ki
Araplar, Nebîleri kendi kabilelerinden olduğu halde sizi kendilerine
emir edinemezler. Ancak Araplar yönetim işlerinin Peygamberin içlerinden
olduğu kabileye verilmesini kabul ederler. Sonuçta Araplardan yönetimi
reddedecek olana karşı bizim (muhacirin) açık üstünlüğümüz
vardır. Kim çıkıp ta Muhammed'in (s.a.v.)
sultası ve emanetinde bizimle çekişmeye girebilir? Biz Peygemberin
dostları ve aşiretiyiz. Bunu istemeyen ancak ortaya batıl ipini çıkartan
veya günah işlemeye yeltenen yahut da helake düşen olur.” Hubab bu sözleri dinledikten
sonra ayağa kalktı ve şöyle dedi:
"Ey
Ensar topluluğu! Ellerinize sahip olunuz, bunun ve arkadaşlarının
sözlerine kulak vermeyiniz. Yoksa yönetim işinde hakkınıza
el koyarlar. Eğer muhacirler isteklerinizi kabul etmezlerse onları
bu diyardan çıkarınız. Yönetim işinin başına onlar geçmeden
siz geçiniz. Siz, Allah'a yemin ederim ki bu işe (Hilâfet’e)
onlardan daha layıksınız. Bu dine boyun eğmeyenler sizin kılıçlarınızla
bu dine boyun eğip Müslüman oldular. Ben bu işin yolunu yordamını
çok iyi bilirim. Aslanın inine alışkın olduğu gibi bu işlere de
alışkınım. Allah'a yemin olsun ki eğer isterseniz bu işleri
tekrar eski haline döndürebiliriz."
Ömer bu sözleri
duyunca gazaba geldi ve "Öyleyse Allah seni kahretsin" dedi.
Hubab "asıl
seni kahretsin" derken kılıcına sarılıp çekti. Ömer eline vurup kılıcı
elinden düşürdü ve düşen kılıcı aldı.
Bu nazik
anda -ki o ana kadar susmuştu- Ubeyde b. el-Cerrah derhal olaya müdahale
etti. O ana kadar susmuş ve sesini çıkarmamıştı. Ayağa kalkıp
şöyle konuştu:
"Ey
Ensar topluluğu! Siz Allah'ın dinine ilk yardım eden ve onu
destekleyendiniz. Sakın onun -dinini- ilk değiştirip bozan siz
olmayınız.”
Ensar; Ebu
Ubeyde'den bu hikmet dolu sözleri işitince çok etkilendiler.
Hazrec'in ileri gelenlerinden Beşir b. Sa'd ayağa kalktı ve şöyle
dedi.
"Vallahi
biz her ne kadar müşriklerle cihadda fazilet sahibi olsak da bu dine
girmekte önceliğimiz olsa da biz böyle yaparak ancak Rabbimizin rızasından,
Peygamberimize itaattan, ve kendimiz için çalışıp çabalamaktan
başka maksat gütmedik. Tüm bunlarla insanlara üstünlük taslamak
ve dünya çıkarı elde etmeyi istemek bize yakışmaz. Şüphesiz ki
Allah bize böylelikle nimetini vermiştir. Ancak Muhammed (s.a.v.) Kureyş'tendir ve onun kavmi ona daha yakınır.
Allah'a yemin ederim ki Allah bu işte onlarla çekiştiğimi asla görmeyecektir.
Allah'tan korkunuz. Bu işte onlara muhalefet etmeyiniz ve anlaşmazlık
çıkarmayınız.”
Beşir’in
bu konuşması oldukça yatıştırıcı idi ve Hazreç bu konuşma
sonucu ikna oldu.
Bu gelişme
üzerine Ebu Bekir, aralarında oturmakta olduğu Ömer ve Ebu
Ubeyde’nin ellerini tutup havaya kaldırdı ve Ensar’a; "Bu Ömer, bu da Ebu Ubeyde; hangisini
isterseniz ona bey’at ediniz” dedi ve onları cemaat halinde kalmaya davet edip parçalanmaya
karşı uyardı.
Ömer bu
arada kopan gürültüyü ve boş konuşmaları duyunca ihtilaftan
korktu ve yüksek sesle: "Ebu Bekir uzat elini ki sana bey’at edeyim" dedi. Ebu
Bekir (r.a.) elini uzattı, Ömer ona bey’at
etti ve şöyle söyledi: "Allah Rasulü (s.a.v.) senin Müslümanlara namaz kaldırmanı emretmedi mi, ey Ebu Bekir? Sen
Allah Rasulü’nün Halife’sisin. Biz sana bey’at ediyoruz. Kalkın,
Rasulullah (s.a.v.)'in
hepimizden çok sevdiği, hepimizden daha hayırlı olan Halife’ye
bey’at edelim.”
Sonra Ebu Ubeyde Ebu Bekir’e elini uzatıp ona bey’at etti
ve şöyle dedi:
"Sen şüphesiz muhacirlerin en faziletlisisin,
Allah Rasulü’nün (s.a.v.) mağaradaki arkadaşısın.
Allah Rasulu (s.a.v.)'in
namazdaki Halife’si, Müslümanların dinindeki en faziletli insansın.
Kim bu hususlarda senden önde gelebilir veya bu işin başına senden
önce geçebilir?"
Beşir b.
Sa'd da hemen Ebu Bekir’e bey’at etti. Bu olayın ardından Evs'in
lideri Useyd b. Hudayr, Beşir b Sa'd'ın yaptığına şaşkın şaşkın
bakmakta olan kavmine dönerek şöyle dedi: “Vallahi bir kerecik de olsa Hazreçliler üzerinizde
velayet sahibi olursa bilin ki onlar size karşı üstünlüğü hep
ellerinde tutarlar da size bundan hiç bir nasip bırakmazlar. Kalkın
Ebu Bekir’e bey’at edin.” Evs kabilesinden olanlar kalkıp Ebu Bekir'e bey’at ettiler. Hatta öyle
oldu ki Saide oğullarının sakifesi (toplantının yapıldığı
avlu) kalabalıktan doldu taştı.
İşte böylece
sakife bey’atı, Allah Rasulü (s.a.v.)'in cesedi henüz kefenlenmeden
ve defnedilmeden tamamlanmış oldu. Bey’at tamamlandıktan
sonra sakifeden dağıldılar. Ertesi gün Ebu Bekir Mescide gelip
oturdu. Ömer (r.a.) ayağa kalktı ve Rasulullah (s.a.v.)'in
ölmediğini ifade eden sözlerinden dolayı Müslümanlardan özür
diledikten sonra şöyle dedi:
"Allah,
size Rasulü’nü kendisiyle hidayete erdirdiği Kitabını emanet
olarak bıraktı. Eğer o Kitaba sarılırsanız onunla peygamberine
hidayet verdiği gibi Allah size de hidayet verecektir. Şüphesiz
Allah sizin aranızda en hayırlı olan Rasulullah'ın arkadaşı, mağarada
olduklarında ikincinin ikincisi olan kişi etrafında sizin söz
birliğinizi gerçekleştirdi. Haydi kalkınız bey’at ediniz."
Mescidde
bulunanlar hep birden Ebu Bekir’e bey’at ettiler. Böylece
bey’at tamamlandı. Ebu Bekir bey’atın ardından ayağa kalkıp
Halife olarak ilk hutbesini irad etti.
"Ey
insanlar! Ben en hayırlınız olmadığım halde sizin yönetiminiz
bana verildi. Eğer güzel icraatlarda bulunursam bana yardımcı
olunuz. Kötü icraatlarda bulunursam beni düzeltiniz. Doğruluk
emanet, yalan ise hıyanettir. Sizden zayıf olan, Allah'ın izni ile
hakkını alıncaya kadar benim katımda güçlüdür. Sizden güçlü
olan kendisinden Allah'ın izni ile ondaki hakkı alıncaya kadar
benim yanımda zayıftır. Allah yolunda cihadı terk eden bir toplum
üzerine Allah ancak zillet yazar. Hangi toplumda fuhuş yayılırsa
Allah onları belalara boğar. Allah ve Rasulü'ne itaat ettiğim sürece
bana itaat ediniz. Allah ve Rasulü'ne karşı gelirsem sizin bana
itaat yükümlülüğünüz yoktur. Kalkın namazınızı kılın,
Allah size merhamet etsin.”
İşte Ebu
Bekir'in Halife seçilişinin sonra da ona bey’at edilme olayının
özeti budur. Ensar ve Muhacirin Halife seçimindeki ihtilafı Hilâfet
için her iki taraftan adayların gösterilmesinden kaynaklanıyordu.
Ebu Ubeyde ve Beşir b. Sa'd'ın konuşmalarından sonra tercih edilen
görüş Muhacirden birinin Halife seçilmesi yönündeydi. Bu
görüş sahipleri Ebu Bekir üzerinde yoğunlaştı. Orada
bulunanlardan Sa'd b. Ubade hariç geri kalan herkes Ebu Bekir'e
bey’at ettiler. Bu nedenle sakifede gerçekleşen bey’at in'ikat
bey’atı konumunda idi. Ertesi gün mescidde yapılan bey’at ise
itaat bey’atı idi.
Ebu
Bekir'in Halifeliğe getirilişindeki bu uygulamalarda şu hususlar görülmektedir: Devletin merkezi olan Medine-i Münevvere halkından
bir kısmı toplandılar, bazen birbirlerine dil uzatarak da
olsa tartıştılar. Hilâfet makamını üstlenmesi için Sa'd, Ebu
Bekir, Ömer ve Ebu Ubeyde'yi aday gösterdiler. Daha sonra görüşler
Ebu Bekir Üzerinde yoğunlaştı ve ona bey’at edildi.
2- Halife kendiliğinden veya Müslümanlardan
gelen bir istek üzerine ölümünün yaklaştığını anladığında
hal ve akd ehli veya Müslümanların ileri gelenleri ile istişarede
bulunup kendisinden sonra Halife olması için birini belirleyip
tavsiye edebilir. Halife’nin ölümünden sonra Müslümanlar
kendilerine Halife olması için o kişiye bey’at edebilirler. Söz
konusu kişi bir önceki Halife’nin tavsiyesi ile değil ancak Müslümanların
kendisine bey’atı ile Halife olabilir. Ebu Bekir (r.a.) hastalığı
ağırlaştığında Ömer'i yerine tavsiye etti. Zira Ebu Bekir öleceğini
anlayınca, sahabeyi topladı ve şöyle dedi:
"Başıma
geleni hepiniz görüyorsunuz. Bu hastalıktan kurtulabileceğimi
zannetmiyorum. Allah bundan sonra ellerinizi benim bey’atımdan çözmüş,
sizi serbest bırakarak işinizi size havale etmiştir. Siz kendinize
sevdiğiniz bir kişiyi emir olarak tayin ediniz. Eğer onu ben daha
hayattayken emir seçerseniz bu, benden sonra ihtilafa düşmemeniz için
daha iyi olur."
Ancak Müslümanlar
Ebu Bekir'in yerine geçecek kişi üzerinde uzlaşamadılar. Ebu
Bekir'e gelip şöyle dediler: "Ey Allah'ın Rasulü’nün Halife’si!
Senin görüşün bizim görüşümüzdür." Bunun üzerin Ebu Bekir şöyle dedi: "Sanırım
ayrılığa düşeceksiniz." Onlar; "Hayır" dediler. Ebu Bekir: “O
halde Allah adına razı olacağınıza dair söz veriyor musunuz?”
Onlar da; "Evet" dediler.
Ebu Bekir: “Öyleyse bana biraz süre tanıyın. Allah için,
onun dini için ve kulları için düşünüp karar vereyim” dedi.
Bu olay Müslümanlar
adına Halife olacak kişiyi seçmesi için Ebu Bekir'e verilmiş son derece açık bir yetki anlamındadır.
Ebu Bekir sahabenin ileri gelenlerinin akıllarından geçeni ve her
birinin Hilâfeti yüklenmeye istekli olduğunu hissediyordu. Bu
nedenle onlardan verdiği karara uyacaklarına ilişkin bir ahit aldı.
Yetkiyi alan Ebu Bekir Sahabenin ileri gelenlerinden olan Abdurrahman
b. Avf, Osman b. Affan, Saîd b. Zeyd, Üseyd b. Hudayr ile gizli istişarelerde
bulundu. Ebu Bekir'in zihnini meşgul eden iki isim vardı Ömer ve
Ali. Sonuçta Ömer üzerinde kararı kesinleşince halkı toplayıp
onlarla açıkça istişare etmek için evinin penceresinden dışarı
uzandı. Bu sırada eşi Esma bint Umeys düşmesin diye kendisini
tutuyordu; konuşmasına şöyle başladı:
"Başınıza
Halife olarak seçeceğim kişiden razı olacak mısınız? Vallahi görüş
bildirerek yapabileceğimi yaptım ve yakınlarımdan birini seçmedim." Müslümanlar;
"Evet, kabul ediyoruz, ona razı olacağız" dediler.
Ebu Bekir devamla şöyle söyledi:
"Ben
Ömer'i kendimden sonra Halife olarak bırakıyorum. onun sözünü
dinleyip itaat edin.” Müslümanlar: "Sözünü dinleyip itaat edeceğiz" dediler.
Ebu Bekir bunun üzerine Ellerini havaya kaldırdı ve şöyle dedi: "Allah'ım
ben böyle yaparak ancak onlar hakkında hayırlı olanı diliyorum.
Başlarına bir fitne gelmesinden korktum. Onlar için senin
hakkıyla bildiğin şeyi yaptım. Bu işte onlar için
ictihatta bulundum. Onların başına
onların en güçlüsünü ve onları doğru yola iletmeyi en
çok gözeteceğine inandığım kişiyi seçtim."
İnsanlar
Ebu Bekir'in bu duasını duyunca daha da rahatladılar ve güvenleri
daha da arttı.
Ebu
Bekir’in ölümünden sonra Ömer mescide gitti Müslümanların
hepsi Talha da dahil olmak üzere ona bey’at ettiler. Sabah namazından,
Öğle namazına kadar mescidde kalıp bey’atları kabul etti. Öğle
namazında mescid ağzına kadar dolmuştu. Ömer minbere, Ebu
Bekir'in hitab ettiği basamağın bir altında olarak Allah'a hamd ve
sena, Rasulüne salat ve selam getirdi, Ebu Bekir'I, faziletini yad
ettikten sonra şöyle konuştu:
"Ey
insanlar! Ben ancak sizin gibi bir insanım. Rasulullah'ın
Halife’sinin emrini geri çevirmeyi kerih görmeseydim bu yönetim işini
üstlenmezdim." Sonra yüzünü
göğe kaldırarak şöyle dedi: "Allah'ım, ben çok sert muamele eden bir
insanım, beni yumuşak huylu kıl. Allah'ım ben çok zayıfım, beni
güçlü kıl, Allah'ım ben çok cimriyim beni cömert kıl." Kısa bir süre konuşmasına
ara verdikten sonra konuşmasına şöyle devam etti:
"Allah
sizi benimle, beni de sizinle imtihan ediyor. İki dostumdan sonra
aranızda beni alıkoydu. Allah'a yemin ederim ki, sizin (yönetim) işinizden
bir şey bana getirilir de onu benden başkası üstlenirse, o iş
benim huzurumda olmazsa bile yine de ben o iş hakkında adil
davranmaktan, emanete riayet etmekten uzak durmayacağım. Eğer
insanlar iyilik yaparlarsa onlara iyilikte bulunurum, eğer kötülük
yaparlarsa mutlaka hakları olan cezayla onları cezalandırırım.” Minberden
inip cemaate namaz kaldırdı. Mescidde Müslümanların Ömer'e (r.a.)
yaptıkları bey’at in'ikad bey’atı idi. Bu bey’atla kendisine
itaat Müslümanlara farz oldu.
Aslında Ömer
(r.a.)'ın Halifeliği ve kendisine itaatın farz olması Ebu Bekir'in
onu tavsiye etmesi ve Hilâfet için aday göstermesi ile değil ancak
mescidde bulunan Müslümanların kendisine bey’atları ile gerçekleşmiştir.
Bu uygulama
incelendiği zaman, Ebu Bekir'in Halife seçilişi ile Ömer'in Halife
seçiliş yöntemi arasında bir fark bulunduğu görülür.
3- Halife ölüm döşeğindeyken
kendi iradesi ile veya Müslümanların isteği ile Hilâfet’e uygun
bir guruba Halife’nin ölümünden sonra aralarından birini istişare
yolu ile üç gün geçmeden seçmelerini tavsiye edebilir. Üç günü
geçmeyen bir sürede Halife seçilen kişi bu gurubun ittifak ettiği
bir üslûpla Müslümanlara duyurulur ve onun için Müslümanlardan
bey’at alınır. Bu kişi, tayin edilmiş bir heyetin kendisini seçmesinden
dolayı değil Müslümanların bey’atı ile Halife olur.
Ömer (r.a.) hançerlendiğinde Müslümanlar ona gelip
kendisinden sonra yerine geçecek birini tavsiye etmesini istediler. O şöyle cevap
verdi: "Kimi tavsiye edeyim? Ubeyde b. el-Cerrah sağ olsaydı onu tavsiye
edebilirdim. Sebebini Rabbim bana sorsaydı Rabbime şöyle cevap
verirdim: Allah'ım senin Peygamberinin: "Bu ümmetin emini
Ubeyde b. el-Cerrah'tır" dediğini duydum derdim. Eğer Ebu
Ubeyde'nin azatlı kölesi Salim sağ olsaydı onu da yerime Halife
olarak bırakırdım. Rabbim bunun sebebini sorsaydı ya Rabbi,
Peygamberinin "Salim Allah'ı çok seviyor dediğini işittim"
bu nedenle onu Halife olarak yerime bıraktım derdim."
Müslümanlardan
biri oğlun Abdullah'ı tayin etsene! dedi. Bunun üzerine Ömer (r.a.)
şöyle dedi: "Allah seni öldürsün. Vallahi Allah'tan bunu dilemedim. Yazıklar
olsun sana karısını boşama cesaretini bile gösteremeyen bir erkeği
ben size nasıl Halife olarak bırakırım? Bizim sizin işlerinize de
ihtiyacımız yoktur. Ben, bu işten memnun kalmadım ki aile halkımdan
herhangi bir birisinin de bu işin başına gelmesini isteyeyim. Eğer
bunda bir hayır varsa o hayır bize zaten ulaşmıştır. Eğer hakkımızda
bir şer söz konusu ise Ömer'e ve ailesine aralarından bir kişinin
hesaba çekilmesi ve Muhammed ümmetinin işlerinden sorgulanması
yeterlidir. Bana gelince biliyorsunuz nefsimi çok zorladım. Ailemi
çok şeyden mahrum bıraktım. Eğer hesabım denk çıkarsa bundan
dolayı günah da ecir de kazanmazsam; hiç şüphesiz mutlu bir
kimseyim demektir."
Ömer'in bu
konuşmasının üzerine yanındakiler Ömer'i düşünmesi için yalnız
bıraktılar. Bir müddet sonra yanına gelerek ondan Müslümanların
çıkarlarını gözeterek uygun birini yerine tavsiye etmesini
istediler. Ömer (r.a.) onlara şöyle dedi:
"Allah
Rasulü (s.a.v.) ölürken kendilerinden razı olduğu kişilere uyun,
Allah Rasulü (s.a.v.) onlar hakkında: Onlar cennet ehlindendir demiştir.
Bunlar Ali b. Ebu Talip, Osman b. Affan, Sa'd b. Ebî Vakkas,
Abdurrahman b. Avf, ez-Zübeyr b.
Avvam, Talha b. Ubeyydullah’tır. Abdulah b. Ömer de onlarla
beraber olsun. Fakat onun görüş hakkı vardır. Hilâfette hiç bir
hakkı olamaz.”
Ömer
onlara bir Halife seçmelerini tavsiye etti ve onlara üç gün süre
tanıdı. Onlara uzun bir konuşmadan sonra şöyle söyledi: "Eğer bu arada ölürsem üç gün istişarede
bulununuz. Süheyb namazları kıldırsın. Sakın kendi aranızda
birini emir seçmeden dördüncü güne girmeyin.” Sonra Ensar'dan Ebu Talha'yı toplantıya katılanların
korunması için görevlendirdi. Tespit ettiği heyeti çalışmaya başlamaları
konusunda teşvik etti. Ebu Talha'ya şöyle dedi:
"Ey
Ebu Talha! Madem ki Allah sizinle İslâm’ı güçlendirdi. Sen de
Ensardan elli kişiyi seç. Tavsiye edilen kişilerin aralarından
birini Halife seçmelerini sağla." Ayrıca el-Mikdad İbnü'l Esved'e de toplantı yerini temin
etmesini söyledikten sonra şöyle dedi:
"Beni
kabrime koyduğunuzda o dediğim cemaatı bir evde topla. Ta ki kendi
aralarından birini seçene kadar." Diğer yandan Suheyb'e toplantıyı gözetip kollamasını
emredip şöyle dedi: "Sen üç gün boyunca Müslümanlara namaz
kaldır. Bu cemaata Ali'yi, Osman'ı ez-Zübeyir'i, Sa'd'i, Aburrahman
b. Avf'ı ve gelirse Talha'yı al. Abdullah b. Ömer'i de yönetimden
hiç bir hakkı olmasızın orada bulundur ve başlarında dur. Eğer
beş kişi görüş birliğine varıp, birisini beğenip seçerlerse,
birisi de kabul etmeyecek olursa o birisinin kafasını kılıçla vur.
Eğer dört kişi aralarından birisinden razı olur da geri kalan
ikisi karşı çıkarsa her ikisinin de başını vur. Eğer onlardan
üçü birisini diğer üçü de diğerini seçerlerse Abdullah b. Ömer'i
hakem tayin et. Hangi grubun lehine şehadet ederse onlar aralarından
birini seçsinler. Eğer Abdullah
b. Ömer'in hükmüne razı olmazlarsa Abdurrahman b.
Avf'ın bulunduğu tarafla beraber olun. Geride kalanlar, insanların
üzerinde icma ettiğinden kaçınırlarsa onları öldürün.” Daha sonra da
kendisi vefat edinceye kadar Hilâfet konusunu araştırmamalarını
istedi.
Ömer'in
defninden sonra Medine dışında bulunan Talha hariç isimlerini saydığı
sahabe bir araya toplandı. Rivayete göre toplantılar Aişe'nin
evindeydi ve Abdullah b. Ömer de oradaydı. Ebu Talha el-Ensariyi
kendilerini koruması için görevlendirdiler. Toplantıya katılacaklar
tamamlandığında Abdurrahman b. Avf: "Hanginiz
kendi nefsini bu işten çeker ve bu işe en efdal olanı seçmeyi üzerine
alır?” diye sordu.
Yani kim Hilâfet hususundaki hakkından vazgeçip herkesin kendini
hakem, kabul etmesi şartı ile aramızdan birini Halife seçer dedi.
Bu söz üzerine herkes sustu, kimse bu çağrıya cevap vermedi.
Bunun üzerine Abdurrahman; "Ben adaylıktan çekiliyorum" dedi.
Bunun üzerine Osman (r.a.) şöyle dedi:
"Ben
senin birimizi seçmene razıyım. Çünkü Rasulullah (s.a.v.)'i şöyle derken işittim:
"Yerde emin olan gökte de emindir” dedi.” Ez-Zübeyir
ve Sa'd; "Biz de razıyız" dediler Ali (r.a.) ise sustu.
Abdurrahman "Sen ne diyorsun ya Eba Hasan?"
diye Ali (r.a.)’ye sorduğunda, Ali (r.a.): “Hakkı
seçeceğine, heva ve hevesine uymayacağına, akrabalarını gözetmeyeceğine,
ümmeti umursamazlık yapmayacağına dair bana ahit verir misin?” diye sordu. Abdurrahman şöyle
cevap verdi: "Sözünden dönene karşı benim yanımda
olacağınıza ve benim sizin için seçtiğim kişiden razı olacağınıza
söz veriyor musunuz? Eğer söz verirseniz bu işte akrabayı gözetmeyeceğime
ve Müslümanları önemsememezlik etmeyeceğime dair Allah'a söz
veriyorum."
Abdurrahman
onlardan söz aldığı gibi kendisi de onlara söz verdi. Sonra
onlardan her biri ile ayrı ayrı istişareye başladı. Her birine "Eğer bu iş
senden başkasına verilmiş olsaydı kimi tercih ederdin" diye
soruyordu. Ali, “Osman” diye Osman ise, “Ali” diye cevap
verirken Sa'd ve Zübeyr ise “Osman” dediler. Abdurrahman b. Avf (r.a.) daha sonra Medine'deki görüş sahiplerinin ve
kadın erkek tüm Müslümanların görüşlerini almak üzere
dışarı çıktı. Adaylardan hangisini başlarına Halife seçmek
istediklerini sormadığı kadın-erkek kimseyi bırakmadı. İnsanlardan
bir kısmı Ali (r.a.)'yi bir kısmı ise Osman (r.a.)'ı istiyorlardı.
Kureyş'liler ise çoğunlukla Osman (r.a.)'ın yanında idiler.
Abdurrahman
b. Avf bu istişare ve özel görüşmelerle herkesin görüşünü
aldıktan sonra Müslümanları mescide çağırdı. Başında Allah
Rasulü'nün sarmış olduğu sarığı ve kılıcını kuşanmış
vaziyette minbere çıktı. Uzunca bir süre bekledikten sonra konuşmaya
başladı ve şöyle söyledi: "Ey insanlar! Sizlere imamınız olmasını
istediğiniz kişi hakkında açık ve gizli olarak danıştım. Bu
iki insandan başkasını; Ali ve Osman istediğinizi görmedim." Sonra Ali 'ye dönerek; "Bana
doğru gel ey Ali" dedi. Ali (r.a.) kalktı ve minberin yanında durdu.
Abdurrahman elini tutarak ona: "Sen; Allah'ın Kitabı Rasulü’nün Sünneti
Ebu Bekir ve Ömer’in yaptıkları üzere bana bey’at eder misin?”
deyince, Ali; "Allah biliyor ya,
hayır. Fakat bu hususta gücüm ve bilgime göre bey’at ederim.
Yani ilmime ve gücüme göre Allah'ın Kitabı ve Rasulü’nün Sünneti
üzere hareket edeceğime dair bey’at ederim. Ancak Ebu Bekir ve Ömer'in
yaptıkları ile kendimi bağlı görmüyorum. Kendi görüşümle içtihat
ederim” diye cevap verdi. Bunun üzerine
Abdurrahman b. Avf Ali'nin elini bıraktı. Osman'a yönelip, "Ey
Osman, kalk yanıma gel” dedi. Osman Abdurrahman'a yaklaştı, Ali gibi onun da
elini tuttu. Ona: "Sen Allah'ın kitabı, Rasulü’nün Sünneti,
Ebu Bekir ve Ömer'in yolu üzere bana bey’at eder misin?” diye sordu. Osman; “Allah
biliyor ki evet” diye cevapladı. Abdurrahman eli Osman'ın elinde olduğu
halde başını mescidin tavanına dikerek şöyle dedi: "Allah'ım sen
duyuyor ve şahitlik ediyorsun. Ben omzumda olan emaneti Osman’ın
omuzuna yüklüyorum.” Müslümanlar büyük bir izdihamla Osman'a bey’at etmek için
heyecanlanıp harekete geçtiler. Hatta öyle oldu ki neredeyse Osman
ayaklar altında kalıp bayılacaktı. Sonra Ali safları açarak
geldi ve Osman'a bey’at etti. Böylece Osman (r.a.) 'ın bey’atı
tamamlanmış oldu.
Osman'ın
seçim şekli incelendiğinde bunun da Ebu Bekir ve Ömer'in seçimlerinden
farklı olduğu görülür.
4- Halife’nin ölümünden sonra
Müslümanların çoğunluğu yahut Müslümanları temsilen hal ve
akd ehli veya mü’minlerin güç ve otorite sahipleri Hilâfet için
en uygun kişiye gidip ondan Hilâfet görevini yüklenmesini
isterler. O kişi de Müslümanların çoğunluğunun rızasını alarak
onların bu teklifini kabul eder. Sonra Müslümanlardan açıktan açığa
bey’at alır. Böylece Müslümanlardan alınan bu açık bey’atla
o kişi için Hilâfet sözleşmesi yapılır ve ona itaat Müslümanlara
farz olur.
Bir kişiden
Hilâfeti yüklenmesinin istenmesi sadece onun Halifelik için aday
olması ve Hilâfet’in ona teklif edilmesidir. Bu istek Hilâfet sözleşmesi
anlamına gelmez. Ancak insanlar bey’at edince Hilâfet sözleşmesi
gerçekleşmiş olur.
Bu seçim yöntemi
üçüncü Halife Osman'ın asiler
tarafından öldürülünce Ali'nin imam seçilmesi sırasında
uygulanmıştır Osman asiler tarafından şehit edilince Medine beş
gün Halife’siz kaldı. Bu beş günlük süre içerisinde asilerin
başkanı olan el-Ğafiki b. Harb Medine'de emirlik yaptı. Asiler bu
arada Ali'ye geliyorlar ve Hilâfeti ona vermek istediklerini söylüyorlardı.
Ancak Ali onlardan kaçıyordu. Daha sonra Rasulullah (s.a.v.)'in
ashabı Ali'ye geldiler ve şöyle dediler: "Osman öldürüldü.
Müslümanlar için mutlaka bir imam gerekli. Bu gün bu işe senden
daha çok hak sahibi ve Allah'ın Rasulüne (s.a.v.) daha yakın başka birini tanımıyoruz.” Ali: “Yapmayınız.
Benim vezir olmam emir olmamdan daha hayırlıdır” dediği halde onlar; “Hayır Allah'a yemin ediyoruz ki sana
bey’at edinceye kadar başka birşey yapmayacağız” dediler. Bunun üzerine Ali
(r.a.): “Öyleyse bey’atım gizli değil, Müslümanların rızası ile
herkesin gözünün önünde mescidde olsun” dedi. Abdullah b. Abbas: “Ben ona bir kötülük
gelmesinden korktuğum için mescide gelmesinden hoşlanmamıştım. Ancak Ali bey’atın mescidde olmasında ısrarlıydı.
Ali'nin mescide girmesi ile birlikte Muhacirler ve Ensar da
mescide girdiler ve ona bey’at ettiler. Ümeyye oğullarından bazı
kimselerin bey’at etmemelerine rağmen insanların çoğu da
bey’at ettiler.”
Mescidde
Ali b. Ebu Talib'e sahabelerin ve Müslümanların çoğunluğunca yapılan
bu açık bey’atla Hilâfet sözleşmesi yapıldı ve bu sözleşme
ile Müslümanların Ali'ye bey’atı farz oldu. Görüldüğü gibi
Ali (r.a.)'ın seçim yöntemi de daha
önceki üç Halife’nin seçim yönteminden farklı olarak
gerçekleşti.
5- Hilâfet Devleti’nin varlığı durumunda, bu devlette
istişarede ve yöneticilerin muhasebe edilmesinde ümmete vekalet eden bir
meclis bulunur. Bu meclisin üyeleri Hilâfeti yüklenmeye ehil ve Hilâfet
şartlarına sahip şahıslardan adaylar belirlerler.
Ümmet Meclisince belirlenen bu adayların isimleri Müslümanlara
ilan edilip Halife’nin seçileceği gün belirlenir.
Halife’nin seçilmesinin yöntemi
Hilâfet Devleti’nin anayasasında benimsediği gibi ya doğrudan
ümmetçe ya da ümmet meclisinin Müslüman üyelerince yapılır. İster
ümmetçe, isterse ümmet meclisi tarafından seçilmiş olsun oyların
çoğunluğunu alan kişi ümmete ilan edilir. Bilahare ümmet
meclisinin Müslüman üyelerince seçilen
adaya in’ikad bey’atı, ardından da Müslümanlarca itaat
bey’atı ile ümmetin bey’atı gerçekleşmiş olur.
Müslümanların
kendilerine Halife seçmek için takip etmeleri caiz olan saydığımız
beş yol Hilâfet Devleti’nin bulunduğu ve İslâm’ın tatbik
edildiği bir ortam için söz konusudur.
Ancak Müslümanlar
bir Hilâfet Devleti’ne dolayısıyla Halife’ye sahip değilse ve
üzerlerine küfür düzeni hakim ise ve küfür
kanunlar tatbik olunuyorsa; -1924 yılında Hilâfet Devleti’nin yıkılmasından
günümüze kadar gecen sürede
olduğu gibi- bu durumda Müslümanlar ya da onlardan bir
cemaat veya içlerinde güç ve kudret sahibi olarak Müslümanların
yaşadığı bölgelerden bir ya da daha fazla bölgede İslâmi hayatı
yeniden başlatmak ve Allah'ın indirdikleri ile hükmetmeye tekrar dönebilmek
için otoriteyi ele geçiren ve küfür hüküm ve nizamları ile hükmeden
yöneticiyi ortadan kaldırma durumuna gelince:
Bu
durumda otoriteyi ele geçiren kişilerin yönetim ve sultayı yüklenmeye
ehil ve in'ikad şartlarına sahip olan Müslüman bir kişiyi aday
olarak belirlemeleri ve söz konusu bölgenin hal ve akd ehlini yahut
halkın çoğunluğunu toplayarak onlardan Halife adaylarına bey’at
etmelerini istemeleri caizdir. Hal ve akd ehli de Allah'ın Kitabı ve
Rasulü’nün Sünneti üzere kendi rıza ve istekleri ile o kişiye
bey’at ederler. Bu durumda bu bey’at ile o kişinin Halifelik akdi
de tamamlanmış olur. Bu andan itibaren İslâm gecikmeden hemen
kamilen uygulamaya konulur. Netice itibarı ile Hilâfet Devleti
tekrar hayata kavuşur ve İslâm’ın hükümleri hayata hakim kılınarak
o bölge Dar-ı İslâm’a çevrilmiş olur.
|