|
Ümmetin Halife’yi Azletme
Yetkisi Yoktur
Halife’yi
makamına geçiren ve ona bey’at eden her ne kadar ümmet ise de şer’î şekle uygun olarak Halife’ye bey’at
tamamlandıktan sonra artık ümmet onu azletme yetkisine sahip
değildir.
Halife’ye itaati gerekli kılan sahih hadisler bunu
gerektirmektedir. Halife, münkeri işlese, zulmetse, hakları yese dahi,
masiyeti emretmedikçe ve ortada açıkça kâfir olduğu görülmedikçe
bu, böyledir. İbn Abbas'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Rasulullah (s.a.v.)
şöyle buyurdu: "Her
kim emirinden hoşlanmadık bir şey görecek olursa sabretsin. Çünkü
şüphe yok ki cemaatten bir karış kadar ayrılıp da ölen bir
kimsenin ölümü cahili ölümdür.”
Buradaki "emirinden"
kelimesi umumidir. Bunun kapsamına Halife de girmektedir. Çünkü
Halife mü’minlerin emiridir. Ebu Hureyre'den rivayet edilen bir
hadiste de Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: "İsrailoğullarını
peygamberler idare ediyordu. Bir peygamber öldü mü yerine başka
bir peygamber geçiyordu. Gerçek şu ki, benden sonra peygamber
olmayacaktır. Halifeler olacak ve çoğalacaklardır.” Ashab: “Bize
neyi emredersin?” diye sorunca,
Peygamber şöyle buyurdu: “Önce kime bey’at ettiyseniz onun
bey’atine bağlı kalınız. Sonra onlara haklarını veriniz, şüphesiz
Allah onları yönetimleri altına verdiği kimselerden dolayı
sorgulayacaktır."
Yine Müslim'in
rivayetine göre: Seleme b. Yezid el Cu’fî Rasulullah (s.a.v.)'e: "Ey
Allah'ın Peygamberi! Başımıza bir takım emirler
gelip de bizden kendi haklarını istedikleri halde, hakkımızı bize
vermeyecek olurlarsa ne yapmamızı emredersin?” diye
sorunca Peygamber (s.a.v.) ondan yüz çevirdi.
Bir daha sordu. Yine ondan yüz çevirdi. Sorusunu ikinci defa
veya üçüncü defa tekrarlayınca, el-Eşas b. Kays onu alıp çekti.
Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) şöyle dedi: "Dinleyiniz ve itaat ediniz, onlar kendi yükümlülük-lerinden
sorumludurlar siz de kendi yükümlülüklerinizden sorumlusunuz.”
Avf b.
Malik'ten gelen rivayet ise şöyledir: Rasulullah (s.a.v.)'i şöyle
buyururken dinledim: "Sizin
imamlarınızın en hayırlıları sizin kendilerini sevdiğiniz ve
onlar tarafından sevildiğiniz, kendilerine dua edip dualarını aldığınız
imamlarınızdır. En kötü imamlarınız (yöneticileriniz,
devlet başkanlarınız) ise kendilerine buğzettiğiniz ve kendileri
tarafından size buğz edilen, kendilerine lanet ettiğiniz ve
size lanet eden yöneticilerdir.” Dedik ki: “Ey Allah'ın Rasulü, böyle bir durumda biz, onlarla çekişmeyelim
mi?” Peygamber
(s.a.v.): “Aranızda
namazı ikame ettikleri sürece hayır. Şunu bilin ki, her kimin başına
bir yönetici gelirde onun Allah'a isyanı gerektiren bir işi yaptığını
görürse yaptığı bu masiyeti hoş görmesin. Herhangi bir şekilde
itaatten de el çekmesin.”
Huzeyfe
b. el-Yeman'dan gelen rivayete de Rasulullah (s.a.v.) şöyle
buyurmuştur: "Benden
sonra benim izlediğim bu yolu izlemeyecek, benim Sünnetimi takip
etmeyecek yöneticiler olacaktır. Aranızda insan bedeninde kalpleri
şeytanların kalplerini andıran kimseler yönetici olacaktır.” “Ey Allah'ın Rasulü, ben bu
zamana yetişecek olursam nasıl davranayım?" diye sordum, şöyle dedi: “Sırtını
dövecek, malını alacak olsa dahi emire dinleyip itaat edeceksin.
Dinle ve itaat et.”
Ebu
Zer'den rivayet edilen hadis-i şerife göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Ey
Eba Zer! Bu feyi paylaştırırken kendilerini sana tercih edecek yöneticileri
görürsen halin nasıl olacaktır?” Ebu Zer dedi ki: “Seni hak ile gönderene
and olsun ki kılıcımı omuzuma alır ve sana kavuşuncaya kadar
vuruşurum.” Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Senin için bundan daha hayırlı olanı sana göstereyim mi? Bana kavuşuncaya
kadar sabret.”
İşte bütün
bu hadis-i şeriflerde Halife’nin azledilmesini gerektiren işlerden
söz edildiğini görüyoruz: Bununla birlikte Allah Rasulü,
Halife’ye itaat etmeyi, zulmüne karşı sabretmeyi emretmektedir.
Bu ise ümmetin, Halife’yi azletme yetkisine sahip olmadığının
delilidir. Aynı şekilde Allah Rasulü bedevi Arabın, bey’atından
geri dönme isteğini reddetmiştir. Cabir b. Abdullah (r.a.)'dan
rivayete göre: "Bedevi bir Arap,
Rasulullah (s.a.v.)'e bey’at etti. Sonra ateşi yükselip
hastalandı, bey’atımı bana geri ver deyince, Peygamber (s.a.v.) kabul etmedi. Sonra
yine geldi ve bey’atımı bana geri ver dediyse de Peygamber (s.a.v.)
kabul etmeyince çıkıp gitti. Allah Rasulü şöyle buyurdu: ا"Medine
körük gibidir. O pisliğini dışarı atar, güzelliği daha da
parlar.”
İşte bu hadis, bey’at
gerçekleştikten sonra bey’atın tarafları bağlayıcı olduğunu
göstermektedir. Bunun anlamı ise bey’at edenlerin Halife’yi azletme hakkına sahip olmadıklarıdır. Çünkü ona yaptıkları
bey’attan vazgeçme hakları yoktur. Bedevinin bey’atından vazgeçmek
istemesi suretiyle devlet başkanına itaatın dışına
çıkmayı istemeyip, İslâm’ın dışına çıkmayı istediği söylenemez.
Evet böyle bir şey söylenemez, çünkü durum böyle olsaydı onun
yaptığı iş bir irtidat olurdu ve Allah Rasulü de onu öldürürdü.
Çünkü mürted, öldürülür. Diğer taraftan bey’at, İslâm
olmanın karşılığı değildir. Bey’at, itaat etme sözünün
verilmesi karşılığıdır. Bundan dolayı Arabi, İslâm’dan çıkmayı
değil itaatin dışına çıkmayı istiyordu. Buna göre Müslümanların
yaptıkları bey’attan geri dönmeleri sahih olamaz. Bu nedenle
onların Halife’yi azletme imkanları yoktur. Şu kadar var ki, şeriat
bizlere azle gerek olmaksızın Halife’nin ne zaman kendiliğinden
azledileceği ve ne zaman da azledilmeyi hak edeceğini açıklamış
bulunmaktadır. Bu da onu azletme yetkisinin ümmete ait olmadığı
anlamına gelir.
|