|
Tefviz Muavininin Görevi
Tefviz
Muavini karalaştırdığı uygulamaları Halifeye arz eder. Sonra da
yaptığı uygulamalar ile gerçekleştirdiği yetki ve görevlendirmeler
hakkında Halife’nin mütealasını ister. Ta ki, yetkilerinde
Halife gibi olmasın. Onun çalışma şekli, Halife’nin mütealasına
sunduğu iş Halife tarafından uygulamadan kaldırılmadıkça yürürlüğü
devam etmektir.
Bunun delili Muavinin vakıasıdır. Yani o, Halife’nin
vekili olmasından dolayı bu şekilde hareket etmek zorundadır.
Vekil, yaptığı işi kendisini vekil tayin eden yerine ifa eder. Bu
nedenle vekilin, Halifeden bağımsız olması söz konusu değildir.
Tıpkı Ömer'in Ebu Bekir'in Muavini iken yaptığı tüm işlerinde
Ebu Bekir'i haberdar ettiği gibi
Tefviz Muavini da bütün işlerinde Halife’nin mütealasını alır.
Zira Ömer, bütün görüşlerinden Ebu Bekir'i haberdar eder ve onun
görüşüne uygun olarak uygulamalarda bulunurdu. Mütealasını
almanın anlamı ise, en ufak teferruatta da ondan izin almak değildir.
Böyle bir şey Muavinin vakıasına aykırıdır. Mütealasını
almanın anlamı ise, o iş hususunda onunla konuyu müzakere etmektir.
Herhangi bir bölgeye yetenekli bir valinin tayin edilmesine duyulan
ihtiyaç yahut da insanların şikayetçi olduğu piyasadaki yiyecek
azlığının ortadan kaldırılması, ya da bunların dışında
kalan devletin bütün işleri gibi hususlarda onunla müzakere
etmektir. Ya da bu gibi konuları ona mücerret olarak arz eder ve böylelikle
bu hususlara onun muttali olmasını ve bunun ne anlama geldiğini
bilmesi şeklinde gerçekleşir. Böylelikle bu müteala konuyla
ilgili varid olmuş bütün tafsilatı ifa etmesi için yeterli olur.
Uygulamaya geçmek için ayrıca izin verilmesine ihtiyaç yoktur.
Fakat bu mütealanın uygulanmamasına dair emir verilecek olursa, onu
uygulamaya koyması sahih değildir. Müteala yalnızca bir şey
sunmak veya bu hususta onunla müzakere etmektir. Yoksa onu yerine
getirmek için izin almak değildir. Bu nedenle Halife bu mütealayı
uygulamaya koymasını durdurmadığı sürece,
Muavinin uygulamaya koyma hakkı vardır.
Halife’nin
Tefviz Muavininin yaptıklarını ve işleri evirip çevirmesini yakından
takip etmesi gerekir. Böylelikle doğru olanı kabul etsin, hatalı
olanı da telafi edebilsin. Çünkü esasında ümmetin işleri
Halifeye havale edilmiştir ve bizzat onun içtihadına bırakılmıştır.
Halife’nin
raiyyesinden sorumlu olduğunu bildiren hadis gereğince de Halife ümmetin
işlerinin tümünden doğrudan sorumludur. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: "İmam bir çobandır ve güttüklerinden sorumludur.”
İşlerin çekip çevrilmesi Halifeye havale edilmiştir.
Raiyyeden sorumlu olan odur. Tefviz Muavini ise raiyyeden sorumlu değildir,
o yalnızca yerine getirdiği işlerden sorumludur. Raiyyeden
sorumluluk ise yalnızca Halifeye aittir. Bundan dolayı
Halife’nin, Muavinin işlerini ve yönetimini yakından izlemesi bir
görevidir. Böylece raiyeye karşı sorumluluğunu yerine
getirebilsin. Üstelik Tefviz Muavini yanlışlık yapabilir. Dolayısıyla
içine düştüğü yanlışlıkları telafi etmesi Halife için kaçınılmazdır.
O halde onun bütün işlerini yakından izlemesi kaçınılmaz bir şeydir.
Bu iki husus dolayısıyla; yani raiyyenin sorumluluğunu yerine
getirmek ve Tefviz Muavininin yanlışlıklarını telafi etme gereği
dolayısıyla Halife, Muavinin bütün işlerini yakından izlemesi
gereklidir.
Tefviz
Muavini herhangi bir işi planlayıp Halife de onu kabul ederse,
Halife’nin kabul ettiği şekilde fazlasız ve eksiksiz olarak onu
uygulamak hakkına sahiptir. Halife daha önce kabul etmiş olduğu
bir hususu geri döndürüp yardımcıya itiraz edecek olursa duruma
bakılır. Eğer Halife’nin vazgeçtiği husus, uygun görülen şekliyle
uygulanan bir hükme ait ya da hakkına uygun bir şekilde yerine
koyduğu bir mala ait ise, Tefviz Muavininin görüşü geçerli kabul
edilir. Çünkü bu görüş aslı itibariyle Halife’nin görüşüdür.
Halife’nin ise bu gibi uygulanmış olan hükümleri ve harcanan
malları bozma yetkisi yoktur. Eğer Muavinin yaptığı uygulama başka
bir alanda ise; bir valiyi görevlendirmek, yahut bir orduyu donatmak
gibi bir hususa ait ise Halife’nin Tefviz Muavinine itiraz etme
yetkisi vardır ve bu durumda uygulama lağvedilir. Çünkü
Halife’nin bizzat kendisinin de
bu işleri düzenleme ve telafi etme hakkı vardır. O halde
Muavinin yaptığı bu türden
işleri de düzeltme hakkı olmalıdır.
Böylelikle
Tefviz Muavininin görevi ne şekilde yerine getireceğini,
Halife’nin de Muavinin işlerini ne şekilde takip edeceğini açıklamış
olduk. Bu açıklamalar, Halife’nin vazgeçmesi caiz olan ile vazgeçmesi
caiz olmayan işlerden alınmıştır. Çünkü Tefviz Muavininin işleri
Halife’nin işi olarak kabul edilir. Tefviz Muavininin Halife gibi yönetme
ve yöneticileri tayin etme hakkı vardır. Çünkü hüküm vermek için
aranan şartlar onda mevcuttur. Mezalim davalarına bakması ve bu
konularda başkasını vekil tayin etmesi de caizdir. Çünkü mezalim
mahkemelerine bakmak için aranan şartlara da sahiptir. Bizzat cihada
katılması caiz olduğu gibi bunu yönetecek bir kimseyi görevlendirmesi
de caizdir. Çünkü onda, savaş için aranan şartlar bulunmaktadır.
Planladığı işleri bizzat uygulaması caiz olduğu gibi, onları
uygulamak için başkasını vekil tayin etmesi de caizdir. Çünkü görüş
oluşturma ve planlamak için aranan şartlar onda bulunmaktadır.
Ancak tüm bunlar, Muavinin yaptığı işler Halife’nin mütealasına
sunulmuş olduğu sürece Halife tarafından yürürlükten kaldırılmasının
sahih olmadığı anlamına gelmez. Muavin, Halife’nin sahip bulunduğu
yetkilere sahiptir. Fakat bu yetkileri Halifeye vekaleten elinde
bulundurur, ondan bağımsız olarak elinde bulunduramaz.
Buna göre
Halife’nin daha önce uygun gördüğü hususlarda Muavinina itiraz
etmesi, daha önce yapmış olduğu bir takım işleri uygun görmemesi
mümkündür. Ancak bu gibi itiraz ve lağvetmeler bizzat Halife’nin
kendisi için dönmesi caiz olan işlerle sınırlıdır. Eğer
yardımcı herhangi bir hükmü uygun şekliyle uygulamış yahut bir
malı konulması gereken hak yere koymuş ise daha sonra Halife gelip
uygulamadan sonra bu hususta yardımcıya karşı itiraz edecek olursa
bu itirazının bir değeri yoktur. Aksine Muavinin uygulaması geçerli
kabul edilir, Halife’nin görüş ve itirazı reddedilir. Çünkü
o, aslı itibariyle Halife’nin görüşüdür. Böylesi durumlarda
Halife’nin görüşünden dönmesi veya uygulaması tamamlanıp
bitmiş bir şeyi ilga etmesi sahih olmaz. O halde böyle bir işteki
Muavinin uygulamasını lağv etmesi de sahih değildir. Ancak yardımcı
bir vali, memur, ordu komutanı tayin etmiş, ya da bunların dışında
bir atamada bulunmuşsa veya ekonomi politikasını belirlemiş,
askeri veya sanayi
planlamasında bulunmuş ya da buna benzer bir iş yapmış ise
Halife’nin bu tür uygulamaları iptal etmesi caizdir. Her ne kadar
bu uygulamalar bir anlamda Halife’nin görüşü olarak kabul
ediliyorsa da durum değişmez. Halife’nin bizzat kendisi bu işi
yapmış olsaydı bundan dönmesi caiz olduğuna göre naibinin yaptığını
iptal etmesi de caizdir. O halde Halife böyle bir hususta vekilinin
uygulamaların iptal edebilir. Bu husus ile ilgili kaide şudur: "Halife’nin
bizzat kendisinin yaptığı işler arasında telafi edip düzeltmesi
mümkün olan her bir işi Muavini tarafından yapılması halinde onu
telafi edip düzeltmesi de mümkündür. Halife’nin kendisi yapıp
da telafi etmesi, düzeltmesi caiz olmayan her bir işin Muavini tarafından
yapılması halinde de telafi etmeye kalkışması caiz değildir."
Tefviz
Muavini, eğitim işleri, ordunun teçhizi ve silahlandırılması
gibi özel olarak herhangi bir bölüm ile görevlendirilmesi söz
konusu değildir. Çünkü onun velayet yetkisi geneldir. Aynı şekilde
o, idari işleri doğrudan doğruya yerine getiremez. Bununla birlikte
onun idari mekanizma üzerindeki kontrolü Halife gibi genel bir
kontroldür. Eğer belli bir alanda tayin yapılacak olur ise bu tayin ile Muavinlik akti
tamamlanmış olmayacağı için Halife’nin Muavini da olamaz. Çünkü
tayin özel bir alanlı sınırladır, tüm işlere bakmayı
kapsamamaktadır. Oysa Tefviz Muavininin tayininde tüm işlere batma
şartı yer almaktadır.
Başkadının
tayinine gelince: Başkadı, yargı konusunda Halifeye yardımcı
tayini değildir. Ordu komutanlığı, zekat toplama emirliği ve buna
benzer bir işe tayin gibi belli bir vilayet alanına nezaret edecek
birisini tayindir. Diğer vilayetlere tayin edileceklerin akti nasıl
oluyorsa bu da böyle akt edilir. Tefviz Muavini tayininde aranan şartlar
bunlarda aranmaz. Başkadı, kadı tayin yetkisi kendisine verilmiş
kadıların durumlarını tetkik edip nezaret etme ve insanlar arasında
hüküm verme yetkisi verilmiş emirdir, bir yardımcı değildir.
Buna göre Tefviz Muavininin görevinin her hangi bir idari alan ile
tahsis edilmesi doğru değildir. Eğer belli bir idari alan
göre tahsis edilecek olursa, tayin akti batıl olur. Çünkü
Tefviz Muavininin görevlendiril-mesinin sahih olma şartı "akit"
olmasıdır. Yani birisi genel olarak bütün hususlara nezaret, diğeri
de vekalet olmak üzere iki şartı kapsayan sarih (açık) ifadelerle
yapılmasıdır. Görevinin herhangi bir idari alan ile tahsis
edilmesi ise, bu iki şarttan birini ortadan kaldırır. Dolayısıyla
tayin akti de batıl olur. İdari işleri bizzat yerine getirmesinin
caiz olmayışına gelince, İdari işleri fiilen yerine getirenler ücretle
çalışan insanlardır. Bunlar yönetici değildir. Tefviz Muavini
ise yöneticidir. Tefviz Muavini ücretle çalışan kimse değildir.
Onun işi, yapılan işleri gözetmek, nezaret etmektir. Yoksa işçilerin
yerine getirmek üzere ücretle tutulduğu işleri yerine getirmek değildir.
Tefviz
Muavininin idari işleri bizzat yapmamasının nedeni budur. Ancak bu
ifade, herhangi bir idari işi yapmasının yasak olduğu anlamına
gelmez. Tefviz Muavini yalnızca idari işler ile ilgilenmez. O, bütün
işlere nezaret etme hakkına sahiptir.
|