|
Valilerin Tayini ve
Azledilmeleri
Valiler;
Halife tarafından, âmiller ise hem Halife hem de bu konuda yetki
verdiği taktirde valiler tarafında tayin edilir. Valilerde ve âmillerde,
Halife yardımcılarında aranan şartlar aranır. Valilerin de erkek,
hür, akil, baliğ, Müslüman ve adil olmaları kaçınılmazdır.
Ayrıca kendilerine verilen görevleri ifa edebilecek yeterlikte
olmaları da gerekir. Takva ve güç sahibi kimseler arasından iyi
olanları bulunup tayin edilir.
Valileri
veya belde emirlerini görevlendirme işini bizzat Rasulullah (s.a.v)
yerine getiriyordu. Amr b. Hazm'ı vali olarak görevlendirmesinde
olduğu gibi valileri, vilayetin tümünden sorumlu olarak gönderiyordu.
Onu bütün Yemen'e vali tayin etmişti. Bazen de her emiri vilayetin
belli bir bölümüne tayin ederdi. Muaz b. Cebel ve Ebu Musa'yı bu
şekilde tayin etmişti. Onların her birisini birbirinden bağımsız
olmak üzere Yemen'in iki farklı bölgesine göndermiş ve onlara şöyle
demişti: "Kolaylaştırın,
zorlaştırmayın. Müjdeleyin, nefret ettirmeyin.”
Bir başka rivayette ise "gönüllü
olarak hizmet edin" ifadesi yer
almaktadır. Valinin kendi vilayeti içerisinde âmiller tayin etmesi,
Halife’nin vali tayininde valiye, âmil görevlendirme yetkisini
tanımasına bağlı bir olaydır.
Valilerde, Halife yardımcılarında aranan şartların
aranmasına gelince: Bu şartlar, yönetim
hususunda valinin, Halife’nin yardımcısı gibi oluşundan çıkartılmış
bir hükümdür. Vali de yönetici kapsamına giren görevlilerdendir.
Bu nedenle Halifede veya yardımcılarında aranan şartlar onda da aranır.
Rasulullah (s.a.v)'in şu hadisine binaen valinin erkek olması şartı
vardır: "Yönetim işlerini bir
kadına teslim eden toplum iflah olmaz.” Hadis-i şerifte
yer alan "vilayet" kelimesinden
kasıt ise yönetimdir. Buna delil ise Peygamber (s.a.v)'in: "İşlerinin
başına" ifadesidir. "İşleri" kelimesi ise "vali"
ve "vilayet" ile birlikte kullanılacak olur ise, bu
kelimelerle yönetim kastedilir. Valinin hür olmasının şart oluşu
ise, kölenin bizzat kendisinin sahibi olmadığından
dolayı, başkasına yönetici olmayacağı dolayısıyladır. Müslüman
olması ise yüce Allah’ın: "Allah, kâfirlere
mü'minlerin aleyhinde asla bir yol bırakmaz.” ayeti dolayısıyladır.
Baliğ ve
akil olması ise şu Hadis-i şerif dolayısıyladır: "Üç kişiden kalem kaldırılmıştır.
Bunlardan: Baliğ oluncaya kadar küçük çocuktan
... ayıkıncaya kadar da deliden.” Üzerinden kalemin kaldırıldığı kimse ise, mükellef değildir.
Kalemin kaldırılması, hükmün de kaldırılması demektir. O
halde böyle bir kimsenin hükümleri uygulamakla görevlendirilmesi
sahih olmaz. Aynı şekilde valinin adaletli bir kimse olması da şarttır.
Çünkü yüce Allah, şahidin adil olmasını şart koşmuştur. Yüce
Allah’ın; "Ey
iman edenler! Eğer bir fasık size bir haber getirirse, onu iyice araştırın.” ayeti gereğince
yöneticide bu şartın aranması ise öncelikle söz konusudur. Bu
ayette bizlere fasık bir
kimsenin sözünü iyice araştırmamızı emretmektedir. Hâkimin hükmü
ise araştırma söz konusu olmaksızın alınması icap eder. Öyleyse
hâkimin (yöneticinin) sözü kabul olunmayan ve hükmettiği taktirde hükmü araştırılması
gereken kimselerden olması caiz değildir.
Diğer
taraftan valinin kendisine havale edilen yönetim işlerini yerine
getirebilecek güç ve yeterlilikte olması da şarttır. Çünkü, yüce
Rasul, kendisini vali olarak tayin etmesini istediğinde Ebu Zerr el-Ğıfari'ye:
"Ben, seni zayıf görüyorum...” demiştir.
bir başka rivayette de ona şöyle söylemiştir: "Ey Ebu Zer, şüphesiz sen zayıfsın ve şüphesiz
ki bu bir emanettir.”
İşte bu
da yönetim işlerinin yükünü omuzlamaktan zayıf ya da aciz olan
bir kimsenin vali olamayacağının delilidir.
Rasulullah (s.a.v), valilerini yönetime
elverişli takvası ile tanınmış, ilim sahibi kimseler arasından
seçmeye çalışırdı. Yönetimleri
altındakilere güzel uygulamalarda bulunacak, yönettiklerinin
kalplerine imanı ve devletin heybetini yerleştirecek kimseler
arasından seçerdi. Süleyman bin Büreyde, babasından şu hadisi rivayet
etmektedir: "Rasulullah (s.a.v), bir ordu veya bir seriyyenin başına komutan
tayin etti mi; ona özel olarak kendisi hakkında Allah'tan
korkmasını, beraberinde bulunan Müslümanlar hakkında da
hayır tavsiyede bulunurdu.” Vali ise vilayeti altında bulunanların emiridir O bakımdan
o da bu hadisin kapsamına girer.
Valinin
azledilmesine gelince: Halife, valinin
azledilmesini gerekli görürse, yönetimi altında insanların çoğunluğu
veya onların temsil eden kişiler validen razı olmadıklarını ve
ona karşı kızgın olduklarını beyan ederlerse vali azledilir.
Valiyi azletmek işini Halife yerine getirir. Çünkü Rasulullah (s.a.v),
herhangi bir sebep olmaksızın Muaz b. Cebel'i Yemen valiliğinden
azlettiği gibi, Abdulkays
heyetinin şikayetçi olması nedeniyle Bahreyn'deki âmili El-Alâ b.
El-Hadrami'yi de azletmişti. Ömer b. El-Hattab da sebepli ve
sebepsiz olarak valileri azlediyordu. Ziyad b. Ebu Süfyan'ı belli
bir sebep ileri sürmeksizin azlettiği gibi, insanların şikayet
ettiklerinden dolayı da Sa’d b. Ebu Vakkas'ı azletmiş ve şöyle
demişti: "Ben, onu acizliğinden
veyahut hainliğinden dolayı azletmiyorum." İşte bu da
Halife’nin ne zaman isterse valiyi azledebileceğini göstermektedir.
Diğer taraftan yönetimi altında bulunanların, ondan şikayetçi
olmaları halinde valiyi azletmekle yükümlü olduğunu da ifade
etmektedir.
|