|
Valinin Yetkileri
Vali,
Halife’nin vekili olarak valiliği çerçevesinde yönetmek ve
dairelerin çalışmalarını kontrol etmek yetkisine sahiptir.
Valilik bölgesi içerisinde, maliye, yargı ve ordu dışında yardımcıların
sahip olduğu tüm yetkilere sahiptir. Vilayeti içerisinde yaşayanların
üzerinde emirlik hakkına sahip
Ancak polis gücü yalnızca uygulama yönünden valinin emri
altında bulundurulur. Polis, İdari açıdan valinin emri altında değildir.
Çünkü
vali, Halife’nin kendisini tayin ettiği alan üzerinde Halife’nin
vekilidir. Halife’nin sahip bulunduğu yetkilere sahiptir. Eğer
valiliği genel ise, bütün hususlara nezaret etme bakımından yardımcı
gibidir. Yani o alanda, bütün
işlere nezaret etme yetkisi verilmişse böyledir. Şayet valiliği
özel ise, yalnızca yetkisi altına verilen işlere nezaret etme
yetkisine sahiptir. Bunların dışında kalan işlere nezaret etmek
yetkisi yoktur. Nitekim Rasul (s.a.v), valileri yönetimde mutlak
yetki ile tayin ediyordu. Bazılarını her hususta genel vali olarak
tayin ettiği gibi bir kısmını da belli bir bölgede özel vali
olarak tayin ederdi. Muaz b. Cebel'i Yemen'e göndermiş ve ona nasıl
uygulama yapacağını öğretmek üzere şöyle demişti:
"Ne
ile hükmedeceksin?
-Allah'ın
kitabı ile.
-Eğer bulamazsan?
-Rasulullah'ın
sünnetiyle.
-Eğer bulamazsan?
-Derhal
ictihad ederek, görüşümle hükmederim.
Bu sefer
Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu:
-Allah
Rasulü’nün gönderdiği elçiyi, Allah'ın ve Rasülü’nün
sevdiği şeye muvaffak kılan Allah'a hamdolsun.”
Ali b. Ebi
Talib'i de Yemen'e göndermiş fakat ona ayrıca bir şey öğretmemişti. Çünkü Ali'nin bu işlerin altından kalkabileceğini
ve bu konuda yeterli olduğunu biliyordu. Muaz b. Cebel'i
Yemen'e vali tayin ettiğinde namaz ve zekat yetkilerini ona vermişti.
Ferve bin Sehl'i Murad, Müzhic ve Zebid üzerine âmil olarak göndermiş
onunla birlikte Halid b. Saîd'i de sadakayı (zekatı) toplamak üzere
göndermişti. İşte bütün bunlar, valinin yönetimin bütün
yetkilerine sahip olduğunun delilidir. Nitekim bu hususa Muaz'ın ne
ile hükmedeceğinin öğretilmesi ile Ali'ye bunun öğretilmeyişinde
de açıkça görülmektedir. Ayrıca Peygamber (s.a.v)'in bir takım
valileri hem namaz hem de zekatı toplama yetkilerini vermek suretiyle
genel vali, bazıları ise yalnızca namaz üzere özel vali, diğer
bir kısmını ise zekat toplamak üzere özel vali olarak tayin ettiğini
görüyoruz.
Her ne
kadar Halife’nin, valiyi genel ya da özel vali olarak tayin etmesi
caiz ise de, genel vali olarak tayin edilmesi sonucunda Muaviye, Osman
döneminde Halifeden bağımsız bir vali kimliğine bürünmüş ve
Osman'ın onun üzerinde idari yetki ve otoritesi kalmamıştı.
Osman'ın vefatından sonra ise Şam bölgesinde elindeki bütün yönetim
yetkileri dolayısıyla o malüm fitneyi ortaya çıkartmıştır.
Abbasi Halifelerinin zayıfladıkları dönemlerde vilayetler öyle bağımsız
birer hal aldı ki, Halife’nin bu vilayetler üzerinde adı okunarak
ona dua edilmesi ve adına para basılmasının dışında hiçbir
yetki ve otoritesi kalmamıştı.
İşte
buradan hareketle genel valilik vermek İslâm devletinin birtakım zararlar görmesine sebep teşkil ediyordu. Bundan dolayı
valinin yetkileri, Halifeden bağımsız bir kimliğe bürünmesi
sonucunu vermeyecek şekilde tahsis edilmelidir. Bağımsızlık imkanını
kazandıran ordu, para ve yargıdır. Çünkü ordu gücün kendisidir.
Para, hayatın can damarıdır. Hakların korunması ve hadlerin
uygulanması ise yargı ile gerçekleşir. İşte bundan dolayı,
valilere yargı, ordu ve mali konular dışında kalmak üzere, özel
valilik verilir. Çünkü bunların valinin eline teslim edilmesi bağımsızlık
tehlikesini doğurabilir. Devlet için tehlikeli sonuçlar verebilir.
Ancak
vali bir yönetici sayıldığından,
yürütme için belli bir güce sahip olması da kaçınılmazdır.
Bu nedenle polis gücü
onun emri altında bulunur. Onun emirliği az önce sözü geçen üç
güç müstesna olmak üzere valiliği kapsamındaki her şeyi kuşattığı
gibi onu da kapsar. Fakat polis gücü; ordunun bir parçası olması
nedeniyle idaresi ordunun elinde olur. Fakat uygulama ve yürürlük için
valinin tasarrufu altında bulunur.
Kendi isteğiyle olması dışında valinin emirliği gereği
yürürlüğe koyduğu işlerde Halifeyi haberdar etmesi vacip değildir. Eğer alışılmadık
yeni bir iş ortaya çıkacak olursa o taktirde bu işi Halife’nin mütealasına
bağlı olarak yapar. Bu konuda Halife’nin kendisine verdiği emir
gereğince uygulamada bulunur. Eğer Halife’nin görüşünü
beklemekten dolayı, durumun kötüye gideceğinden korkarsa, önce
uygun gördüğünü yapar ve ondan sonra da Halifeyi yaptığı işten
haberdar eder. Bu işi yapmadan önce onun mütealasını almayış
sebebini de açıklar.
Yaptığı tüm işlerde Halife’nin görüşünün almak
mecburiyetinde olan Tefviz Yardımcısı ile yaptığı işlerde Halife’nin görüşünü alma
mecburiyeti olmayan vali arasındaki
fark şudur: Tefviz Yardımcısı Halife’nin şahsına naibtir ve
Halife’nin yapacağı işlere vekildir. Bu nedenle Halife öldüğü
zaman yardımcı da azledilir. Çünkü vekil aslın ölümü ile
azledilmiş sayılır. Vali için ise böyle bir durum söz konusu değildir.
Çünkü vali ne Halife’nin vekilidir ne naibidir ne de onun yapması
gereken işleri yapmakla görevlidir. Bu nedenle Halife’nin ölümü
ile vali ezledilmiş sayılmaz.
Rasulullah
(s.a.v) valileri tayin etmiş ve yaptıkları işlerden kendisini
haberdar etmelerini istememiştir. Onlar da Peygamber (s.a.v)'den
herhangi bir husus hakkında müteala istemiyorlardı.
Onların her birisi emirliği çerçevesinde uygun gördüğü
şekilde hükmediyor ve kendi işlerini
tam bir bağımsızlıkla ifa ediyorlardı. Muaz, Attab b. Esîd ve
el-Ala b. el-Hadram gibi onun tayin ettiği bütün valiler böyleydi.
İşte bu hususlar, valinin yaptığı işlerin
herhangi birisi hakkında Halifeyi bilgilendirmesinin gerekli olmadığının
delilidir. Bu yönüyle vali Halife yardımcısından farklılık
arzetmektedir. Halife yardımcısı ifa edeceği bütün işlerde
Halife’nin mütealasını alması ve onu haberdar etmesi icab eder.
Valinin ise yaptığı herhangi bir iş ile ilgili olarak Halifeyi
haberdar edip, mütealasını alması icap etmez. Halife’nin, yardımcının
ifa ettiği bütün işleri yakından takip etmesi gerekir. Ancak
valinin bütün işlerini takip etmesini gerektiren bir durum yoktur.
Her ne kadar valilerin durumunu açığa çıkarmak ve onlara dair
haber ve bilgileri toplaması gerekiyor ise de, valinin kendi valilik
alanında tasarrufu mutlaktır. Bundan dolayı Muaz b. Cebel,
kendisini Yemen'e vali olarak gönderen Peygamber (s.a.v)'e: "Görüşümle
ictihad ederim" demiştir. İşte bu valinin Halifeyi durumdan haberdar edip,
mütealasını istemediğinin, aksine kendi görüşüne göre ictihat
ettiğinin delilidir. Ancak bu durum, önemli meselelerde Halife’nin
görüşünü almaya de engel değildir. Fakat insanların işlerinin
askıda kalmaması için önemli olmayan
işlerde Halife’nin görüşünü almaz. Alışılmadık herhangi
bir durum ortaya çıkacak olursa, Halife’nin görüşünü
alıncaya kadar bu işi bekletir.
Çünkü valilik görevinin verilmesi, Halife’nin herhangi bir belde
veya bölge emirliğini, o belde ve bölgenin bütün halkı üzerinde
alışılmış işler üzerinde yönetim yetkisinin havale etmesidir.
Alışılmadık herhangi bir şey ortaya çıkacak olur ise bunu
Halifeye başvurup görüşünü alıncaya kadar bekletir. Ancak işlerin
bozulup kötüye gideceğinde korkulursa, o işi görüşüne göre
yerine getirir, sonra da Halifeye başvurarak görüşünü alır,
çünkü bu alışılmadık bir durumdur.
Diğer
taraftan bir kişinin bir valilik bölgesindeki valilik süresi uzun
olmamalıdır. Bulunduğu beldede gittikçe yerini sağlamlaştırdığı,
yahut da insanların onun sebebiyle fitneye düştüğü
görüldüğü taktirde, valiliğinden affedilmesi gerekmektedir.
Çünkü
Rasulullah (s.a.v), valiyi bir süre vali olarak tayin ediyor sonra
onu azlediyordu. Rasulullah (s.a.v)'in hayatta kaldığı süre
boyunca valilik makamında kalan tek bir vali yoktur. İşte bu da
valinin daimi olarak o görevde tutulmayacağını, aksine bir süre
vali olarak görev yaptıktan sonra azledildiğini göstermektedir.
Ancak, valilik süresinin uzun ya da kısa olması ile ilgili
olarak, Peygamber (s.a.v)'in uygulamalarında delil olabilecek bir şey
sabit olmuş değildir. Rasul’ün hayatında bu konuda bilinen husus,
tek bir valiyi dahi hayatta olduğu
süre boyunca görevinde bırakmamasıdır. Valileri tayin ettikten
bir müddet sonra azlettiği sabittir. Fakat Muaviye'nin Ömer
ve Osman döneminde Şam bölgesinde uzun süre valilik yapması Müslümanların
yapısını derinden sarsan bir fitne ortaya çıkarmıştır. İşte
bundan; valinin, valilik bölgesinde uzun
bir süre görevde kalmasının Müslümanlar ve devlet aleyhine bir
takım zararlar doğurabileceği anlaşılmaktadır. İşte valinin,
valilik süresinin uzatılmaması gerektiği görüşü de buradan
gelmektedir.
Vali bir
vilayetten bir başkasına nakledilemez. Çünkü onun vali olarak
tayin edilmesinde genel olarak bütün işlere nezaret olmakla
birlikte görev yerinin sınırlı olması söz konusudur. Bunun
yerine vali, bir görevden alınır, daha sonra ikinci bir göreve
tayin edilebilir
Nitekim
Peygamber (s.a.v) de böyle uygulama yapmıştır. O, valileri
azlediyordu. Bir valiyi bir yerden başka bir yere naklederek tayin
ettiği rivayet edilmemiştir. Ayrıca valilik, açık ifadelerle gerçekleşen
bir akittir. Belli bir bölgeye ya da beldeye vali tayin akdinde,
valinin yöneteceği yer de sınırlandırılır. Halife onu azletmediği
sürece yönetim yetkisi ve valilik onun hakkıdır. Bir başka bölgeye
nakledilecek olursa, bu nakil ile birinci yerdeki valiliğinden
azledilmiş olmaz. Ayrıca nakledildiği yere de
vali olarak tayin edilmiş olmaz. Çünkü birinci yerdeki görevinden
ayrılması için, valilikten azledildiğine dair açık bir ifadeye
ve yine nakledildiği yere vali tayin edilebilmesi için de bu yer için
özel olarak yeni bir vali atama akdine gerek vardır. İşte buradan
hareketle, valinin bir başka yere doğrudan doğruya nakledilemeyeceği,
önce görev yaptığı yerden azledilip daha sonra yeni yere, yeni
bir akitle vali olarak tayin edileceği hükmü çıkarılmaktadır.
|