YARGI
Yargı (kaza), bağlayıcı olmak
üzere hükmü bildirmek demektir. Yargı ile insanlar arasındaki
anlaşmazlıklar çözümlenir ya da toplum hakkına zarar verecek
olan şey önlenir. İster yönetim yapısında yer alan bir yönetici
olsun, ister memur olsun, ister Halife veya ondan daha aşağıda
bulunan her hangi bir şahıs arasındaki anlaşmazlıklar olsun, yargı
ile İnsanlar arasındaki anlaşmazlıklar ortadan kaldırılır.
Yargının
meşruiyyetinin asıl delili, Kitap ve sünnettir. Kitaptan delil yüce
Allah'ın şu ayetleridir: ُ "Ve aralarında Allah'ın
indirdiğiyle hükmet." "Aralarında hüküm vermek üzere,
Allah'a ve Rasulü’ne davet olunduklarında..."
Sünnetten
deliline gelince: Rasulullah (s.a.v) bizatihi yargı işini üstlenmiş
ve insanlar arasında hüküm vermiştir. Buna dair rivayetlerden
birisi de Buhari'nin, Peygamber (s.a.v)'in hanımı Aişe (r.anha)'dan
yaptığı şu rivayettir:
"Aişe
der ki: Utbe b. Ebi Vakkas, kardeşi Sa’d b. Ebi Vakkas'a şunu söylemişti:
Zem'a'nın cariyesinin oğlu benden doğmadır. Onu alıp, yanıma
getir. Mekke'nin fethi yılı Sa'd, o çocuğu alıp getirdi ve şöyle
dedi: Bu benim kardeşimin oğludur. Onun hakkında bana, böyle
vasiyette bulunmuştu. Bunu üzerine Abd b. Zem'a kalkıp şöyle dedi:
Hayır, bu benim kardeşimdir. Babamın cariyesinin oğludur. Babamın döşeği üzerinde doğmuştur.
Bunun üzerine her ikisi de süratle Rasulullah (s.a.v)'e gittiler.
Sa'd dedi ki: Ey Allah'ın Rasulü! Bu, benim kardeşimin oğlu olup,
kardeşim onun hakkında bana vasiyette bulunmuştu. Abd b. Zem'a da
dedi ki: Bu benim kardeşimdir. Babamın cariyesinin oğludur. Babamın
döşeğinde doğmuştur. Rasulullah: “O senindir, ey Abd b.
Zem'a.” Daha sonra Peygamber şöyle buyurdu: “Çocuk, doğduğu
döşeğe aittir. Zina yapana da taş (recm cezası ya da mahrumiyet)
vardır.”
Rasulullah
(s.a.v) hâkimler tayin etmiştir. Ali'yi Yemen kadılığına tayin
etmiş ve ne şekilde hüküm vereceğine dair onun dikkatini çekmek
üzere vasiyette bulunarak şöyle demiştir: "Hasımlar
senin huzuruna geldiklerinde, ötekinin de sözünü dinlemedikçe
onlardan birisi lehine hüküm vermeyesin. (Ancak) o takdirde nasıl hüküm
vereceğini bilebilirsin.” Ahmed b.
Hanbel'in rivayetinde şu ifade yer almaktadır: "Birbirinden davalı iki kişi sana
geldikleri zaman birincisini dinlediğin gibi diğerini de dinlemeden bir şey söyleme.”
Rasulullah (s.a.v) Muaz b.
Cebel'i Cened'e kadı olarak tayin etmişti. Bu tayin, yargının meşruiyyetinin
delilidir. Yargının meşruiyyetinin bir diğer delili de Aişe'den
rivayet edilen yukarıdaki hadistir.
Bu rivayette, Rasulullah (s.a.v) Sa'd ile Abd b. Zem'a'nın,
Zem'a'nın cariyesinin oğlu hususunda anlaşmazlığa düşerek onların
her birisinin çocuğun kendisine ait olduğunu iddia etmesi üzerine,
ne şekilde hüküm verdiğini açıkça görmekteyiz. Allah'ın Rasülü,
onlara şer’i hükmü belirterek Zem'a'nın cariyesinin oğlunun
Zem'a'nın oğlu Abd'in kardeşi olduğunu, ayrıca çocuğun döşeğe
ait olduğunu bir kaide olarak ifade buyurdu. Rasulullah (s.a.v)'in
verdiği bu hüküm, şer’i hükmü bildirmektedir. Ayrıca bu hükmü
kabul etmek için onları mecbur etmiş ve Abd b. Zem'a da çocuğu
almıştır. İşte yargıyı tarif eden delil budur. Bu tarif bir vakıanın
nitelendirilmesidir. Fakat bu vakıa şer’i bir tarif olduğundan,
şer’i tarif de şer’i hüküm sayıldığından dolayı bu hükmün
kendisinden çıkartıldığı bir delilin bulunması kaçınılmazdır.
İşte bu hadis yargıyı
tarif eden delildir.
Bazıları
yargıyı; insanlar arasındaki anlaşmazlıkları çözüme bağlamaktır
şeklinde tarif etmektedir. Ancak böyle bir tanım bir bakıma
yetersizdir. Diğer bir açıdan ise bu, Peygamber efendimizin fiil ve
sözünde varid olduğu şekilde yargı vakıasını nitelendirmemektedir.
Bu, ancak, yargıdan ortaya çıkması mümkün olan veya olmayan bir
sonucu ortaya koymaktadır. Hâkim, bir mesele hakkında hüküm
vermekle birlikte, yargıya müracaat eden iki kişi arasındaki
husumeti sona erdirebileceği gibi erdirmeyebilir de. Bunda dolayı
"kaza" (yargı) için en derli toplu tarif, konunun başında
geçen hadisten istinbat edilen tariftir.
Diğer
taraftan böyle bir tanım, Aişe yoluyla gelen hadiste de belirtildiği
üzere insanlar arasındaki yargıyı da kapsamına almaktadır. Yine
bu tarif, "hisbe"yi de kapsamına almaktadır. Hisbe ise: "Toplum hukukuna
zarar veren hususlarda, bağlayıcı olmak üzere şer’i hükmü
haber vermektir." Bu da bir yığın buğdayın satımıyla ilgili hadisi şerifte
varid olan bir kurumdur. Müslim'in sahihinde, Ebu Hureyre'den rivayet
edilen şu hadis yer almaktadır: "Rasululah (s.a.v), bir buğday yığınının
yanından geçerken elini, o yığının ortasına daldırmış parmağına
nemli bir bölüm isabet edince şöyle buyurmuştur: "Ey buğdayın sahibi, bu da ne oluyor?" Adam: “Ey
Allah'ın Rasulü, ona yağmur isabet etti” deyince; şöyle buyurdu: “Herkesin onu görmesi için
neden buğdayın üst tarafına koymadın? (Bizi) aldatan, benden değildir.”
Yargı, mezalim davalarına bakmayı
da kapsar. Çünkü bu davalara bakmak da yargının kapsamı içerisindedir.
Yönetimin bir parçası değildir. Zira "mezalim", yönetici
aleyhine bir şikayettir. Mezalim: İnsanlar ile; Halife
yardımcılarından biri, valileri veya memurları arasında
meydana gelen anlaşmazlıklar hususunda, yada gereğince insanlar
arasında hüküm verilecek ve yönetilecek şer’i bir nassın manasında
görülen ihtilaf hususunda bağlayıcı olmak üzere şer’i bir hükmü
haber vermektir.
Mezalim,
Rasulullah (s.a.v)'in fiyatlandırmaya dair hadisi şerifinde varid
olmuştur. Çünkü Allah'ın Rasülü (s.a.v) şöyle buyurmaktadır:
"Herhangi bir kimsenin, kan ya da mal
hususunda kendisine yapmış olduğum bir zulüm ve bir haksızlığın
karşılığını benden istemeksizin aziz ve celil olan Allah'ın
huzuruna çıkmayı ümid ederim.”
Yine
Peygamber'in "Her kimin bir malını aldımsa işte malım, ondan
alıversin, her kimin sırtına vurdumsa, işte sırtım, gelsin ona kısas
uygulasın." Bu
hadis; yöneticinin, valinin yahut da memurun yaptığı bir işin
zulüm olduğunu iddia edilen hususların mezalim hâkimine götürüleceğini
ifade etmektedir. Mezalim hâkimi de bağlayıcı olmak üzere şer’i
hükmün ne olduğunu bildirir. Buna göre yargının bu tarifi,
Rasulullah (s.a.v)'in hadis ve uygulamalarında varid olan üç yargı
türünü de kapsamaktadır. Söz konusu bu türler ise; insanlar arasındaki
anlaşmazlıkları çözmek, toplum hakkına zarar veren şeyleri önlemek
ile yöneticiler ve memurlar ile yönetilenler arasındaki anlaşmazlığı
kaldırmaktır.
|