|
Kadıların (Hâkimlerin) Çeşitleri
Üç
türlü hâkim vardır. Bunlar:
1- Hâkim: sadece insanlar arasında
muamelat ve ukubata dair anlaşmazlıkları hükme bağlayıp, sonuçlandırmakla
görevli olan kimse.
2- Muhtesib: Toplum hakkına
zarar veren aykırı davranışlar ile ilgili olarak hüküm vermekle
görevli olan kimse.
3- Mezalim hâkimi: İnsanlar
ile devlet arasında görülen anlaşmazlıkları kaldırmakla görevli
olan kimse.
İşte yargı
çeşitleri bunlardır. Anlaşmazlıklara dair insanlar arasında ayırıcı
hükmü vermek şeklindeki yargının delili Rasulullah (s.a.v)'ın
Fiili uygulamaları ve Muaz b. Cebel'in, Yemen'in bir bölgesine tayin
etmesidir.
Muhtesib diye de adlandırılan ve
toplum hukukuna zarar veren aykırı davranışlar hakkında hüküm
vermek şeklindeki yargının delili ise; Rasulullah (s.a.v)'in fiili
ve sözü ile sabittir. Peygamber (s.a.v): "Bizi aldatan, bizden değildir.” buyurmuştur.
Ayrıca Allah'ın Rasulü, aldatan kimselerle karşılaştığı zaman
onlara karşı çıkar ve azarlardı. Kinanli Kays b. Ebi
Garze'nin şöyle dediği rivayet edilmektedir: "Bizler, Medine
pazarlarında alış, veriş yapar ve kendimize simsarlar diye ad
verdik. Bir gün Rasulullah (s.a.v), yanımıza çıkageldi ve bize, kendi verdiğimiz
addan daha güzel bir isim vererek şöyle buyurdu: "Ey tacirler topluluğu! Alış-verişte boş
sözler de, yeminler de söz konusu olmaktadır. Bu bakımdan sizler,
bunları sadaka ile gideriniz.”
Yine
rivayet edildiğine göre: "Bera b. Âzib ile Zeyd b. Erkam, ortak
idiler. Bunlar bir kısmı peşin, bir kısmı da veresiye olmak üzere
bir miktar gümüş satın aldılar. Rasulullah (s.a.v) durumdan haber olunca, onlara şu emri verdi: “Peşin olarak satın aldığınızı
geçerli bir alış veriş kılınız, vadeli aldığınız miktarı
da geri veriniz.”
İşte bütün bunlar hisbe türü yargılardandır. Toplum
hakkına zarar veren bu gibi davaların hükme bağlanması şeklindeki
yargıya "hisbe" adının verilmesi İslâm devletinde belli
bir iş hakkında kullanılan bir ıstılahdır. Hisbe; tüccarların,
meslek sahiplerinin, ticaretlerinde, işlerinde üretimlerinde
sahtekarlık yapmalarını, ölçüde, tartıda ve diğer hususlarda toplum hukukuna
zarar vermelerini engellemek üzere kontrol altında tutulmalarıdır.
Bizatihi böyle bir iş, Rasulullah’ın açıkladığı,
emrettiği ve hakkında hüküm vermeyi üstlendiği bir iştir.
Nitekim el-Bera b. Âzib yoluyla gelen hadisi şerifte durum gayet açıktır.
Zira bu hadiste, her iki tarafın da vadeli alış-verişini yasaklandığı
görülmektedir. Bu nedenle hisbe'nin delili sünnettir. Ancak Allah'ın
Rasulü hisbe için belirli bir kadı tayin etmemişti. Aynı şekilde
ondan sonra gelen raşid Halifeler de hisbe için muayyen bir hâkim
tayin etmemişlerdi. Ancak, Ömer b. el-Hattab kavminden Şifa hatun
diye bilinen Ensar'dan Süleyman b. Hatme'nin annesini pazar kadısı
yani "hisbe kadısı" olarak tayin etmişti. Tıpkı Allah'ın
Rasülü’nün yaptığı gibi bizzat kendisi de Hisbe hâkimliği
yapıyordu. Ancak Ömer (r.a) çarşıları-pazarları dolaşır
dururdu. Harun er-Reşid dönemine kadar Halife’nin bizzat kendisi
hisbe görevini ifa etmeye devam etti. Çarşı pazarları dolaşan,
ölçü ve tartı aletlerinin hileden uzak olup-olmadığını kontrol
eden, tüccarların davranış ve muamelelerine nezaret eden mühtesibi
ilk görevlendiren Harun er-Reşid'tir. Daha sonra el-Mehdi başa
gelince, hisbe için özel bir idare kurdu ve böylelikle "hisbe",
yargı organlarından birisi haline geldi.
Mezalim hâkimi
adı verilen yargı türünün delili yüce Allah'ın şu ayetleridir:
"Eğer bir şey hakkında anlaşmazlığa düşerseniz, onu
Allah'a ve Rasulü’ne döndürünüz." Yüce
Allah'ın bu emri: "Ey iman edenler! Allah'a itaat ediniz,
Rasul'e de itaat ediniz ve sizden olan emir sahiplerine de." ayetinden
sonra gelmektedir. Buna göre yönetilenler ile yöneticiler arasındaki
anlaşmazlığın Allah'a ve Rasulü'ne, yani Allah'ın hükmüne döndürülmesi
icap eder. Bu ise, böyle bir anlaşmazlık hakkında hüküm verecek
bir hâkimin olmasını gerektirmektedir ki bu da mezalim hâkimidir.
Çünkü yargının tarifi,
insanlarla Halife arasındaki anlaşmazlıklara bakan "Mezalim
Kadısını" da kapsamaktadır. Mezalim Kadısının delili,
Rasulullah (s.a.v)'in sözleri ve fiilleridir. Ancak Allah'ın Rasülü
devletin her tarafında yalnızca mezalim davalarına bakacak özel
kadılar tayin etmemiştir. Ondan sonraki Raşit
Halifeler de böyle bir yol izlemiştir.
Nitekim Ali b. Ebi Talib (r.a)'in davranışlarında olduğu gibi Raşit
Halifeler, mezalim davalarına bakma görevini bizzat kendileri
üstleniyorlardı. Ali (kerremallahu vechehü) bu iş için özel bir
vakit tayin etmediği gibi bunun için belli bir üslubu da yoktu.
Mezalimi ilgilendiren herhangi bir haksızlık meydana geldi mi, hemen
davaya bakılırdı. Ve bu da Halifeliğin işleri arasında yer alırdı.
Durum bu şekliyle
Abdulmelik b. Mervan dönemine kadar devam etti. Bu gibi haksızlıkların
hükmünü tesbit etmek üzere özel bir vakit ve belli bir üslûp
tayin eden ilk Halife odur. Abdülmelik b. Mervan, mezalim için belli
bir gün tayin ediyor ve bu konuda gelen şikayetleri tetkik ediyordu.
Bunlardan herhangi birisi içerisinden çıkamayacak olursa, hüküm
vermek üzere bu davayı hâkimine havale ediyordu.
Daha
sonra Halife, insanların bu tür davalarına bakacak vekiller tayin
etmeye başladı. Böylelikle mezalim, özel bir organ haline geldi.
Buna da "Dar’ül-Adl" adı veriliyordu.
Bu gibi davalar için belli bir hâkim tayin etmek açısından
bu uygulama caizdir. Çünkü, Halife’nin sahip bulunduğu yetkiler,
bunları yerine getirmek üzere kendisinin yerine görev yapacak bir
vekil tayin etmesini, böyle bir iş için belli bir vakit ve belli
bir üslup tayin etmesini de caiz kılmaktadır. Çünkü bu gibi işler
mübah işler kapsamı dahilinde yer alır.
|