|
Mezalim Hâkiminin Yetkileri
Mezalim
hâkiminin Halifeyi azletme hakkı bulunduğu gibi devlet içerisinde
herhangi bir yöneticiyi veya memuru da görevinden alma hakkına
sahiptir.
Mezalim hâkimi
yöneticileri azletmek yetkisine sahiptir. Çünkü yönetici belli
bir tayin akti ile atanmıştır. Buna da tayin akti denilir. Çünkü
Halife’nin velayet hakkı vardır ki bu da yönetim hakkıdır. Aynı
şekilde onun görevlendirme hakkı vardır ki bu da tayin hakkıdır.
Görevlendirme ise ancak açık lafızlarla gerçekleştirilen bir
akittir. Dolayısı ile Halife’nin tayin etmiş olduğu bir yöneticinin
azledilmesi o aktin feshedilmesi demektir. Halife de böyle bir akti
kesin olarak feshetme hak ve imkanına sahiptir. Çünkü Allah'ın
Rasulü valiler tayin etmiş ve onları görevlerinden azletmiştir.
Raşit Halifelerde valiler
tayin etmiş ve onları azletmişlerdir.
Aynı şekilde Halife, görevlendirdiği
kimselere başkalarını görevlendirme
ve azletme yetkisini kendisini kendisine vekalet etmek üzere
verebilir. Fakat mezalim mahkemesi Halifeye vekaleten yöneticileri
azletme hakkına sahip değildir. Çünkü mezalim mahkemesi atama ve
azil hususlarında vekil değildir. Aksine o, mezalime bakma hususunda
Halife’nin vekildir. Buna göre belli bir hâkimin (yöneticinin,
valinin) görev alanı içerisinde bir mezalim konusu ortaya çıkacak
olursa mezalim mahkemesi bu haksızlığı ortadan kaldırmak hakkına
sahiptir. Yani böyle bir yöneticiyi azletmek hakkını elinde
bulundurur. Buna göre yöneticilerin azledilmesi şeklindeki yetkisi
Halife adına vekaleten kullanılan bir yetki değildir. Bu yetki, yapılan
haksızlığı ortadan kaldırmak içindir. Bundan dolayı Halife rıza
göstermeyecek olsa dahi mezalim mahkemesinin görevden alınmasına hüküm
verdiği kimse azledilir. Çünkü böyle bir durumda yöneticinin görevden
alınması bir haksızlığın ortadan kaldırılmasına dair verilen
bir hükümdür. Bu ise Halife hakkında da diğer yöneticiler hakkında
da geçerli olan bir hükümdür. Hâkimin hükmü herkes hakkında geçerli
bir hükümdür.
Halifeyi
azletme yetkisi bir haksızlığın ortadan kaldırılması için
kullanılan bir yetkidir. Zira Halife’nin doğrudan doğruya
azledilmiş sayıldığı veya azledilmesini gerektiren herhangi bir
durumun ortaya çıkması halinde Halife’nin yönetimde
kalması bir haksızlıktır, bir zulümdür. Haksızlıkların
ortadan kaldırılması hükmünü
veren ise mezalim mahkemesidir. Bu bakımdan Halife’nin azli hükmünü
verecek olan da odur. İşte buradan hareketle mezalim
mahkemesinin Halife’nin azledilmesine dair hüküm vermesi bir haksızlığın
ortadan kaldırılmasına dair verilmiş bir hükümdür.
Mezalim mahkemesi hangi türde olursa olsun her türlü haksızlık
davalarına bakma yetkisine sahiptir. Yapılan bu haksızlıklar;
ister devlet yapısı içerisinde görev yapan kişilerle ilgili olsun,
ister Halife’nin şeriat hükümlerine aykırı davranışı ile
ilgili olsun ister anayasada, kanunlarda ve Halife’nin benimsediği şer'î hükümler içerisindeki
teşriî nasslardan birinin anlaşılması ile ilgili olsun, isterse
herhangi bir konuda vergi istemiyle ile ilgili olsun isterse başka
işlerle ilgili olsun fark etmez. Çünkü Rasulullah (s.a.v),
fiyatlar yükseldiği sırada sahabenin fiyatları sınırlandırma
isteklerini kabul etmeyerek fiyat koymayı bir haksızlık olarak değerlendirmiştir.
Aynı şekilde haksız sulama hususunda yöneticinin insanların
sulama sıralarını haksızca organize etmesini mezalim konusu olarak
değerlendirmesi gibi olayların tümü, yöneticinin yaptığı işlerde
hakka veya şer’i hükümlere aykırı işler görülmesi mezalim
konusuna giren haksızlıklardan sayıldığına delalet etmektedir.
Zira Rasulullah (s.a.v) Müslümanların hem hâkim hem de devlet başkanı
idi.
Aynı şekilde
devlet yapısı içerisinde yer alan herhangi bir kişinin yaptığı
işler, eğer hakka yahut ta şeriatın hükümlerine aykırı ise bu,
devlet eli ile yapılmış bir haksızlık olarak değerlendirilir.
Çünkü devlet yapısı içerisinde görev yapan bir kimse
Halife’nin kendisine vekalet verdiği işte Halife’nin vekilidir.
Böylelikle
fiyat koyma ile ilgili hadis, Halife’nin hakka ve şeriat hükümlerine
muhalefetinin bir haksızlık olduğunu göstermektedir. Mezalime
bakma yetkisi ise Mezalim mahkemesine aittir.
Anayasa ya
da yasa metinleri ile ilgili davaya bakmaya gelince: Anayasa kanunların
esasıdır. Kanunlar ise yöneticinin emirleridir.
Dolayısıyla bu gibi davalara bakmak yönetimin baktığı işlere
bakmaktır. Bunlar da fiyatlandırma hadisinin kapsamına
girmektedir. Çünkü Halife’nin yaptığı işlere nezareti ihtiva
eder. Ayrıca yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Eğer
herhangi bir şey hakkında çekişirseniz onu Allah'a ve Rasul’e
havale ediniz." Yani
sizler ve yöneticiler, herhangi bir şey konusunda anlaşmazlığa düşecek
olursanız demektir. Anlaşmazlığa düşmek
ise, ya anayasa maddelerinden veya kanun maddelerinden bir
madde hakkında söz konusu olur. Böyle bir anlaşmazlık, yönetilenlerle
yönetenler arasında şeriatın hükümlerinden bir hükme dair bir
anlaşmazlıktır. Bu nedenle Allah'a
ve Rasulü’ne döndürülür. Allah'a ve Rasulü’ne döndürülmesi
ise, mezalim mahkemesine döndürülmesidir.
Yani Allah ve Rasulü’nün mesele hakkındaki hükmünün tespit
edilip ortaya çıkartılmasıdır.
Mezalim hâkiminin
herhangi bir verginin konulması ile ilgili davalara bakma yetkisine
sahip olmasının delili Rasul (s.a.v)'in şu hadisidir: "Herhangi bir kimsenin kanı ya da mal
hususunda kendisine yapmış olduğum bir zulüm ve bir haksızlığın
karşılığını benden istemeksizin Allah’ın huzuruna çıkacağımı
ümit ederim.”
Buna göre
Halife’nin raiyyeden (yönetilenlerden) haksızca bir mal alması,
mezalim konusudur. Şeriatın yönetilenlere farz kılmadığı bir
malı almak da bir haksızlıktır. Bundan dolayı mezalim mahkemesi
vergilerle ilgili davalara bakma hakkına sahiptir. Çünkü vergi,
raiyyeden alınan bir maldır. Mezalim mahkemesinin vergilerle ilgili
davalara bakmasının sebebi ise; alınan bu mal, fakirlere yedirilmek
üzere alınan mal gibi şeriatın Müslümanlar tarafından ödenmesini
farz kıldığı mallardan mıdır? Zira böyle bir amaçla vergi
almak haksızlık olmaz. Yoksa alınan
vergi yapılmasına gerek duyulmayan bir barajı yapmak için alınan
mal gibi, şeriatın yönetilenlere ödemeyi farz kılmadığı
bir vergi midir? Bu durumda böyle bir
konu, mezalim mahkemesi tarafından izale edilmesi gereken bir
haksızlıktır. Buradan hareketle mezalim mahkemesinin vergilere dair
davalara bakma yetkisi ortaya çıkmaktadır.
Mezalim
muhakemelerinde yargı meclisinin
bulunması da şart değildir, davalının çağırılması ya
da bir davacının olması da şart değildir. Aksine mezalim
mahkemesi bu konuda herhangi bir kimse dava açmamış olsa dahi, haksızlıklara
bakma hakkına sahiptir.
Bunun böyle
oluş sebebi ise şudur: Dava konusuna bakmak için yargı meclisinin
şart olduğunu tespit eden delil, davacının varlığı söz konusu
olmadığından dolayı mezalim mahkemesine uymamaktadır. Zira
mezalim mahkemesi için davacının varlığına gerek yoktur. Kimse
davacı olmasa dahi mezalim mahkemesi haksızlık konusuna bakar. Veya
davalının yargılama esnasında hazır bulunması zorunluluğu da yoktur. Çünkü mezalim mahkemesi
davalı bulunmaksızın da meseleye bakar. Zira mezalim
mahkemesi haksızlık konusunu inceler. Buna göre yargı meclisinin
şart koşulduğu delil, bu mahkemeye uymamaktadır. Söz konusu Ebu
Davud'un delil Abdullah b. ez-Zübeyr'den rivayet ettiği şu hadistir:
"Rasulullah (s.a.v) anlaşmazlığa düşen
iki kişinin kâdının önünde oturmasına hükmetti.” Ali (r.a.)'ye
söylediği hadis ise şöyledir: "İki hasım senin önüne
oturdukları taktirde."
Buna göre
mezalim mahkemesi, zamana. mekana, yargı meclisine veya bunların dışında
herhangi bir şeye kesinlikle bağlı
olmaksızın bir haksızlığın meydana gelmesi ile birlikte haksızlık
konusuna bakar. Ancak yetkileri bakımından bu mahkemenin işgal
ettiği konum göz önünde bulundurularak,
mahkemenin heybet ve azametini izhar edecek bir mekanın olması
gerekir. Mısır ve Şam sultanları döneminde sultanın mezalime
baktığı meclislere "Daru'l Adl" yani "Adliye"
adı verilir ve burada sultanın vekili olan kimseler bulunur, hâkimler
ve fakihler hazır olurdu.
El-Makrizi,
es-Sulûk ilâ-Marifeti Düvelil Mülûk adlı eserinde şunları
söylemektedir: "Sultan, aslih hükümdar Eyyüb (Selaheddin Eyyubi) daru'l adl'de
kendisine vekalet edecek bir takım kimseler tespit etmişti. Bunlar
mezalimi izale etmek üzere orada otururlardı. Onlarla birlikte şahitler,
hâkimler ve fakihler de otururdu."
Bu
nedenle mezalim mahkemesi için muhteşem bir yapının yapılmasında
bir mahzur yoktur. Böyle bir iş, mübah işler arasında yer alır.
Özellikle de bununla adaletin azameti ortaya konacak olursa.
|