|
İdari Yapı Yönetim Değil
Yönetme Uslübudur
İdari
yapı, fiilen uygulama uslüplarından ve bunun araçlarından
birisidir. Buna dair özel bir delile ihtiyaç yoktur. Bunun aslına
delalet eden genel delil yeterlidir.
Bu üslüplar,
kulların fiilleri kapsamına giren hususlardandır. Dolayısıyla
ancak şer’î hükümlere göre yürütülmesi gerekir denilemez. Böyle
bir itiraz ileri sürülemez, çünkü bu fiiller, aslının genelliğine
işaret eden şer’î delillerden çıkmaktadır. Bu genel delil, bu
işten kaynaklanan diğer yan uygulamaları da kapsamına alır. Ancak,
asıldan kaynaklanan bir işe dair şer’î delil gelmişse, o
taktirde o delile uygun olarak ona tabi olunur. Mesela yüce Allah:
"ve zekâtı veriniz" diye buyurmuştur. Bu genel bir
delildir. Nisabın miktarı,
amiller, kendilerinden zekâtın alınacağı sınıflar gibi bu
emirden kaynaklanan diğer fiillere dair deliller de gelmiştir. Bütün
bunlar; "ve zekâtı veriniz" emirinden kaynaklanan
bir takım fiillerdir.
Bu ayette amillerin zekâtı toplarken ne şekilde
toplayacaklarına dair delil yer almamaktadır. Bunlar, binek sırtında
mı gidecekler, yoksa yaya mı gidecekler? Kendilerine yardımcı
olmak üzere beraberlerinde ücretli başka kimseler tutabilirler mi,
tutamazlar mı? Topladıkları zekâtı defterlere kaydedip, tesit
ederler mi? Toplanıp bir araya gelecekleri bir yerleri olur mu? Zekat
olarak topladıkları şeyleri koymak için, depo ve mahzenleri
bulunur mu? Bu mahzenler, yer altında mı olur. Yoksa tahıl siloları
gibi yerin üstünde mi bina edilir? Acaba nakitlerin zekâtı
torbalarda mı toplanır, sandıklarda mı?
İşte bütün
bunlar ve benzerleri; "ve zekâtı veriniz" emrinden
dallanıp, budaklanan fiillerdir. Genel delil, bunların hepsini
kapsamına alır. Çünkü bu keyfiyetlere dair özel delil varid
olmamıştır. Bütün üslûplar aynı şekilde, böyledir. Çünkü
üslûp, kendisi hakkında genel ve asli bir delilin gelmiş olduğu
bir fiilden dallanıp, budaklanan bir iştir. Bundan dolayı ayrıca
üslûplar için de bir delil getirmeye ihtiyaç yoktur. Genel ve asli
delili, üslûbun da delilidir.
İdari yapının
kurulmasına, yani idareyi gerekli kılan her bir alanda raiyyenin işlerini idare edecek kimselerin tayin edilmesine
gelince; bu asli bir uygulamadır, detay bir uygulama değildir.
Bu nedenle bunun delile ihtiyacı vardır. Bunun delili ise Rasulullah
(s.a.v)'in uygulamalarıdır. Allah'ın Rasulü hem yönetimi elinde
bulunduruyor hem de idareyi yürütüyordu. Allah'ın Rasulü, tebliğ
edici, uygulayıcı ve Müslümanları işlerini yerine getiren
kimseydi. Onun tebliğ edici olduğu bilinen bir husustur.
Uygulayıcı
olduğuna gelince: Gelen vahiyler ona, sadakayı (zekâtı) almasını
emrediyordu. İşte bu, bir uygulamadır. Hırsızın elini kesmeyi,
zina edeni recmetmeyi, iftirada bulunana celde vurmayı, yol kesip
insan öldürenleri de öldürmeyi emrediyordu. Bunlar
da bir emirin infazı ile ilgili hususlardır. Ayrıca Peygamber (s.a.v)
kendi elleriyle putları yıkmıştı. Bu da bir tenfizdi.
Onları yıkıp, ortadan kaldıracak kimseleri de göndermiştir ki,
bu da bir tenfizdir. Öldürür ve esir alırdı. Bu da bir tenfizdir.
İnsanlara adaletli olmayı emrediyor ve kendisi de adaleti
uyguluyordu. Bütün türleriyle suç
ve günah işleyenlerin cezalarını uyguluyordu. İnsanları,
kendilerine getirmiş
olduğu vahye bir bütün olarak uymaya mecbur tutuyordu. İşte
bütün bunlar birer tenfizdir.
Raiyyenin işlerinin
görülmesine gelence: Allah'ın Rasulü raiyyenin faydasına olacak işleri
idare ediyor, bunları idare etmek için de katipler atıyordu.
Medine'de insanların işlerini idare ettiği gibi, kendisiyle
birlikte bu işleri idare edecek kişileri de tayin ediyordu. Mesela
Ali b. Ebi Talib, bir antlaşma yaptığı taktirde antlaşmaları
yazardı. Barış metinlerini o kaleme alırdı. İşte bu bir
idaredir. Fakat bir hükmetme (yönetim) değildir. Muaykıb b. Ebu
Fatıma Peygamber'in mührünü saklamakla görevliydi. Bu da bir
idaredir, yönetim değildir. Buhari tarihinde Muhammed
b. Beşar'ın dedesinden şunu rivayet eder: "Rasulullah (s.a.v)'in mührü üzerinde gümüş
olan renkli bir demirden yapılmıştı ve benim elimdeydi. El-Muaykıb, Allah'ın Rasulü’nün mühründen
sorumluydu." Muaykıb b. Ebu Fatıma aynı zamanda ganimetlerin yazıcısıydı,
bu da bir idaredir, yönetim değildir. Huzeyfe b. El-Yemen Hicaz bölgesindeki
hurma ağaçlarının ne kadar ürün vereceklerinin tahminlerini
kaydediyordu. Bu da bir idaredir, yönetim değildir. Abdullah b.
Erkam, kabileleri ve onlara ait suları yazıyordu.
İşte
bütün bunlar Allah'ın Rasulü’nün, bizzat yönetim işini ifa
ettiği gibi idareyi de ifa ettiğinin delilidir. Ancak Allah'ın
Rasulü, ganimetleri yazmak, meyvelerin miktarını tahmin etmek gibi
net ifadelerle tayin ettiği müdürlerin
yerine getirmeleri gereken işleri de sınırlandırıyordu.
Fakat Allah'ın Rasulü, bu işleri yerine getirmek üzere görevlendirdiği
bu müdürlerin yapmaları gereken diğer detayları sınırlamıyor
ve belirlemiyordu. Bu nedenle herhangi bir işi yerine getirmekle
emrolunmuş kişi, bu işi en kolay yoldan gerçekleştirecek şekilde
herhangi bir üslûbu seçebilir.
|