|
ÜMMET MECLİSİ
Ümmet
meclisi, halifenin birtakım işlerde danışması için görüş bakımından
Müslümanları temsil eden kişilerden oluşan bir meclistir. Bu
meclisin üyeleri, yöneticileri hesaba çekip sorgulamak hususunda ümmetin
vekilliğini yaparlar. Bu da Peygamber (s.a.v)'in
Ensar ve Muhacirler arasından gerekli işlerde kendileriyle danışmak,
görüşlerini almak üzere on dört nakib tahsis etmesinden alınmıştır.
Ebu Bekir (r.a.) zamanında ki şûra ehli, alimlerden ve fetva sahibi
kişilerden oluşmaktaydı. İbni Sa'd, Ebu'l Kasım'dan şunu
nakleder: “Ebu Bekir, danışması gereken bir iş ile karşılaştığı
zaman görüş sahiplerini, fakihleri, Ensar ve Muhacirden birtakım
kimseleri, Ömer, Osman, Ali, Abdurrahman b. Avf, Muaz b. Cebel, Übey
b. Ka'b ve Zeyd b. Sabit’i çağırırdı. Bunların hepsi Ebu
Bekir'in hilafeti döneminde fetva veren kişilerdi. İnsanlar fetva
konusunda bunlara müracaat ederlerdi. Ebu Bekir istişare konusunda böyle
hareket ediyordu. Ebu Bekir'in vefatından sonra halife olan Ömer;
Osman, Ubeyd ve Zeyd gibi Müslümanlara fetva veren sahabeleri çağırıp
onlara dınışırdı.”
İşte tüm bunlar, Kur'an'ın ve sünnetin
nassı ile sabit olan şûra hususlarında ve yöneticileri hesaba çekip
sorgulamada ümmete vekalet edecek özel bir meclis oluşturmanın mübah
olduğuna delalet etmektedir. Yöneticileri hesaba çekip, sorgulama
ve şûra hususlarında ümmetin vekilliğini yapması dolayısıyla
bu meclise "Ümmet Meclisi" denilmiştir.
Yöneticilerin
kendilerine yaptıkları zulümleri veya İslâm’ın kendilerine kötü
uygulandığından şikayetçi olmak üzere bu mecliste, raiyyeden Müslüman
olmayan bir takım üyelerin bulunması caizdir.
Şûra Hakkı
Şûra, bütün
Müslümanların halife üzerindeki bir hakkıdır. Halifenin
kendileriyle danışmak üzere karşı karşıya kalınan durumlarda
onlara başvurması, Müslümanların halife üzerindeki haklarıdır.
Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "İş hususunda onlarla müşavere
et. Azmedip karar verdin mi, artık Allah'a güvenip dayan."
Rasul (s.a.v) de,
kendileriyle danışmak üzere insanlara başvurdu.
Bedir günü savaşın yapılacağı yer hususunda Uhud günü de
Medine'nin dışında mı, içinde mi savaşılacağı hususunda
onlarla istişare etti. Bedir
günü, konuyu bilen bir kişi tarafından
ortaya atılmış teknik bir görüş olduğundan El-Habbab b. Münzir'in
görüşünü kabul etti. Uhud günü ise, kendi görüşüne muhalif
olmakla birlikte çoğunluğun görüşünü kabul etti.
Ömer
de, Irak arazisinin statüsü hususunda Müslümanlara başvurmuştu.
Bu araziyi, ganimet olarak Müslümanlar arasında mı paylaştıracaktı?
Yoksa haracını ödemek şartıyla yöre halkının elinde
toprakları bırakıp arazi, Müslümanların baytülmaline mülk
olarak mı kalacaktı? Ömer, bu hususta kendi ictihadı ile ulaştığı
sonuca göre uygulamada bulunmuştu. Ashabın çoğunluğu da
bu konuda ona muvafakat etmişti. Böylelikle o da, araziyi haracını
ödemek şartıyla sahiplerinin elinde bıraktı. Sadece halkın şikayetçi
olmalarından dolayı da Sa'd b. Ebî Vakkas'ı
valilikten azletmiş ve şöyle demişti: "Ben, onu bir hainlik veya bir zaaf dolayısıyla azletmiyorum."
Müslümanların
halife üzerinde şûra hakları bulunduğu gibi, yaptıkları iş ve
tasarrufları dolayısıyla yöneticileri sorgulamakla da görevlidirler.
Çünkü şanı yüce Allah, yöneticileri sorgulayıp hesaba çekmeyi,
Müslümanlara farz kılmış; raiyyenin haklarını çiğneyecek,
raiyyeye karşı görevlerinde kusur edecek, onların herhangi bir işini
ihmal edecek, İslâm hükümlerine muhalefet edecek, veyahut Allah'ın
indirdiklerinden başkasıyla hüküm verecek olurlarsa, bu halleri
dolayısıyla onları kesin olarak hesaba çekip sorgulamalarını ve
durumlarını değiştirmelerini emretmiştir.
Müslim'in Ümmü Selem'den rivayet ettiğine göre,
Rasulullah (s.a.v)
şöyle buyurmuştur: "Pek yakında birtakım
emirler olacaktır. Onların yaptıklarının bir bölümünü şeriata
uygun (maruf) olarak görecek, bir bölümünü de münker göreceksiniz.
Kim (münker gördüğü şeyden) hoşlanmaz ise, o kurtulur. (Gördüğü
münkere karşı) tepki gösterip reddeden esenliğe kavuşur, fakat o
münkere razı olup tabi olan ise...” Dediler ki:
“Onlara
karşı savaşmayalım mı?” Dedi ki: “Namaz kıldıkları
sürece hayır.”
Hatta ashab-ı kiram da Allah Rasulünün
yaptığı bir takım işlere tepki göstermiş ve onu sorgulamışlardı. Ömer, Hudeybiye antlaşması
akdinde yer alan şu ifadeler dolayısıyla ona, şiddetli bir şekilde tepki göstermişti: "Kureyşlilerden,
velisinin izni olmaksızın Muhammed'e gideni; Muhammed, Kureyşlilere
geri gönderecektir. Muhammed'le birlikte olanlardan Kureyş'e giden
kimseyi ise onlar Muhammed'e geri vermeyecektir.”
Yine Müslümanlar
işin başında, başlarında Ömer olmak üzere Ebu Bekir'e karşı,
mürtedlerle savaşma hususunda tepki göstermişlerdir. Nitekim Talha
ve Zübeyr de, Ebu Bekir'in kendisinden sonra Ömer'e
ahid vermek istediğini öğrendiklerinde, Ebu Bekir'e tepki göstermişlerdi.
Bilal b.
Rebah, Zübeyr ve diğerleri, Irak arazisinin gazilere taksim etmemesi
dolayısıyla Ömer'e karşı çıktıkları gibi, kadınlardan birisi
de 400 dirhemden fazla mehir verilmesini yasaklaması üzerine Ömer'e
karşı çıkmış ve şöyle demişti: "Böyle
bir sınırlandırma yapamazsın, ey Ömer. Sen, yüce Allah’ın: "Ve
onlardan birisine bir kantar (altın) dahi vermiş olsanız dahi ondan
hiç bir şeyi geri almayınız" buyurduğunu hiç mi duymadın?" demesi üzerine Ömer: “Kadın isabet etti ve Ömer hata etti” diye cevap
vermişti.
İşte bütün
bunlar dolayısıyla ümmet meclisinin hem şûra hakkı vardır, hem
de yöneticileri sorgulama görevi vardır.
|