İSLÂM İLE HÜKMEDEN MÜSLÜMAN YÖNETİCİYE İTAAT ETMEK FARZDIR
Allah'a isyanı emretmediği, açık olarak küfrü ortaya çıkmadığı
müddetçe, zulüm etse de başkasının hakkını yese de Müslüman
yöneticiye itaat Müslümanlara farzdır.
İtaatın
farz oluşuna delil bu hususta varid olmuş ayetler ve hadis-i şeriflerdir.
Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır: "Ey
iman edenler, Allah'a itaat edin, Peygambere itaat edin ve sizden olan
emir sahiplerine de."
Buhari, Ebu
Seleme b. Abdurrahman'dan Ebu Hureyre'yi şöyle derken dinlediğini
rivayet etmektedir: "Rasulullah (s.a.v)
şöyle dedi: "Bana itaat eden Allah'a itaat etmiş olur. Bana
isyan eden de Allah'a isyan etmiş olur. Benim tayin ettiğim emire
itaat eden bana da itaat etmiş olur, tayin ettiğim emire isyan eden
bana da isyan etmiş olur.” Bir başka
rivayette ise: "... kim emire itaat ederse bana da itaat etmiş
olur..." denilmektedir.
Enes b. Mâlik'den
gelen rivayette şöyle denilmektedir: Rasulullah (s.a.v) buyurdu ki: "Başınıza başı kuru üzüm tanesini andıran
Habeşli bir köle yönetici olarak tayin edilse dahi, dinleyip itaat
ediniz.” Amr b. el-
As'dan: Nebi (s.a.v) şöyle dedi: "Her kim bir imama biat
eder, ona eliyle musafaha eder ve kalbinin meyvesini ona verirse (kalbinden
ona beyatta bulunursa) gücü yettiğince ona itaat etsin. Bir başkası
gelip te onunla (yönetim hususunda) çekişecek olursa o diğerinin
boynunu vurunuz.”
İşte bunlar itaatın vücubu
hususunda açık delillerdir. Çünkü yüce Allah emir sahiplerine,
emire ve imama itaatı emretmiştir. İtaat emri ile birlikte yer alan
karineler itaat emrinin kesin olduğunu ifade etmektedir. Bu karineler;
Peygamber (s.a.v)'in emire isyanı
kendisine ve Allah'a isyan gibi değerlendirmesi, yönetici Habeşli
bir köle olsa dahi itaati emrederek bu hususta işi sıkı tutmuş
olmasıdır. İşte bütün bunlar itaat isteğinin kesin bir istek
olduğunun delilleridir. O halde yöneticiye itaat
farz olmaktadır.
İtaat,
belli bir yönetici ve belli işlerle kayıtlı olmaksızın mutlak
olarak gelmiştir. O halde Müslümanlardan olan herhangi bir yöneticiye
itaat vaciptir. İsterse bu yönetici zalim ve fasık olsa, batıl
yollardan insanların mallarını yese dahi ona itaat farzdır. Çünkü
deliller kayıtlı olmayıp mutlaktır. Bu nedenle bu deliller mutlaklığı
üzere kalmaya devam ederler.
Bununla
birlikte facir ve zalim bir kimse olsa dahi yöneticiye itaatın vücubunu
ortaya koyan hadis-i şerifler de vardır. Buhari Abdullah'dan şunu
rivayet eder: Rasulullah (s.a.v) şöyle dedi: "Benden sonra başkalarının
size tercih edildiği, hoşlanmadığınız birtakım işler göreceksiniz.” Orada bulunanlar: “Bize ne emredersin ey
Allah'ın Rasulü?” deyine Allah'ın Rasulü: “Onların hakkını onlara veriniz. Kendi hakkınızı
da Allah'tan isteyiniz.” Ebu Reca
İbni Abbas'tan şu hadisi rivayet eder: Allah'ın Rasulü (s.a.v) şöyle
dedi: "Kim
emirinden hoşlanmadığı bir şey görürse sabretsin. Zira kim
cemaattan bir karış kadar bile olsa ayrılırsa cahiliyye ölümü
ile ölmüş olur.”
Bu hadis-i
şerifler her ne yaparsa yapsın yöneticiye itaatın vucubu hususunda
açıktır. Peygamber (s.a.v) dikkati çekecek şekilde
itaat hususunu oldukça sıkı tutmuştur. Nafi'den onun da Abdullah
b. Ömer'den rivayetine göre Abdullah b. Ömer şöyle demiştir:
Ben, Rasulullah (s.a.v)'ı şöyle buyururken dinledim: "Her kim emire itaattan el çekecek olursa kıyamet
gününde elinde hiçbir delili bulunmaksızın Allah'ın huzuruna çıkacaktır.
Her kim de boynunda bir biat bulunmaksızın ölürse cahiliye ölümü
ile ölür.”
Hakim'in kaydettiği şekliyle İbni
Ömer'in rivayet ettiği hadis-i şerife göre Peygamber (u)şöyle buyurmuştur: "Her kim cemaatin dışına çıkacak olur ise, tekrar cemaata
dönünceye kadar İslâm ilmiğini boynundan çıkarmış olur. Her
kim başında cemaat imamı bulunmaksızın ölür ise şüphesiz onun
ölümü cahiliye ölümüdür.”
Bu hadislerden anlaşıldığı üzere,
idarece ne yaparsa yapsın ona karşı isyan etmek, itaattan dışarı
çıkmak ve onunla savaşmak helal değildir. Abdullah b. Ömer'den:
Rasulullah (s.a.v)
şöyle buyurmuştur: "Her
kim bize karşı silah taşırsa o bizden değildir.”
Her ne olursa olsun velayet (yönetim
yetkisi) hususunda onunla anlaşmazlığa, çekişmeye düşmek helal
değildir. Ancak hakkında nass gelen hüküm bundan müstesnadır ki,
o da apaçık küfrün ortaya çıkmasıdır.
Münker işleyecek
olsalar dahi yöneticilere karşı savaşmak açık bir şekilde
yasaklanmıştır. Ümmü Seleme'den: Rasulullah (s.a.v) şöyle
dedi: "Sizin
başınıza öyle kimseler emir olacak ki, bazı davranışlarını güzel
bulup memnun kalacaksınız. Bazı davranışlarını da çirkin
bulacaksınız. Onların iyi davranışlarını bilen kimse (onların
münkerinden) uzak olur. Her kim (münkerlerine) karşı çıkarsa
kurtuluşa erer. Razı olup tabi olan ise.” Orada bulunanların: Onlarla savaşmayalım
mı? diye sormaları üzerine Allah'ın Rasulü: “Namazı kıldıkları sürece hayır.” buyurdu.”
Müslim'in
rivayet ettiği Avf b. Malik yoluyla gelen hadiste de şöyle
denilmektedir: "...Ey
Allah'ın Rasulü! Kılıçla bunlara karşı çarpışmayalım mı?" denilince,
Peygamber (s.a.v): “Aranızda namazı kıldıkları sürece hayır.””
diye cevap verdi...” Übade b.
es-Samit yoluyla gelen biata dair hadis-i şerifte de şu ifadeler yer
almaktadır: "... ve yönetim hususunda yöneticiler ile çekişmemek
üzere (biat ettik) Ancak yöneticilerin açık küfür içerisinde
bulunduklarına dair Allah'tan elimizde kesin bir apaçık bir küfür
görmemiz müstesna.”
İşte
bütün bunlar, yöneticiye karşı çıkmanın, onunla çarpışmanın ve yönetim
hususunda onunla çekişmenin nehyedildiğine dair açık nasslardır.
Diğer taraftan ne kadar zalim ne kadar münker işleyen kimse
olsa dahi ona itaatın vücubuna delil olan hadis-i şerifler de vardır.
İşte bütün bunlar, yöneticiye mutlak olarak itaati teşvik
etmektedir. İyiliği emredip münkerden alıkoyup münkeri el ile
ortadan kaldırmayı emreden eden hadis şerifler varid olmuş ise de
bu hadisler bunları tahsis etmekte ve bundan yöneticiyi istisna
etmektedir. Bundan dolayı Müslümanların yöneticiye (Halife’ye)
itaatı istisna edilen şey dışında herhangi bir kayıt söz konusu
olmaksızın mutlak bir itaattır.
|