SİYASAL PARTİLERİN VARLIĞI FARZ-I KİFAYEDİR
Yüce
Allah'ın Müslümanlara emretmiş olduğu yöneticileri denetleme
emri, fert olmaları itibarıyla fertler tarafından, kitle ve parti
nitelikleriyle de kitle ve partiler tarafından
gerçekleştirilir.
Şanı yüce
Allah Müslümanlara, hayra çağırıp, iyiliği emredip münkerden
alıkoymayı, yöneticileri hesaba çekip denetlemeyi emrettiği gibi,
aynı şekilde kendi aralarında hayra yani İslâm’a çağıracak,
münkeri nehyedecek ve yöneticileri denetleyecek siyasal kitleleşmeyi
gerçekleştirmelerini de emretmektedir. Bunlar kitle nitelikleriyle
hayra yani İslâm’a çağırır, iyiliği emreder münkerden alıkoyar
ve yöneticileri hesaba çekip sorgularlar. Yüce Allah şöyle
buyurmaktadır: "Sizden hayra çağıran, iyiliği emredip münkerden
alıkoyan bir topluluk bulunsun."
Yani ey Müslümanlar!
Aranızda, İslâm’a davet etmek ve iyiliği emredip münkerden alıkoymak
işlerini gerçekleştirecek cemaat niteliğine sahip bir topluluk
bulundurmalısınız:
Böyle bir
cemaatın gerçekleştirilmesi isteği kesin bir istektir. Çünkü
ayet-i kerimenin böyle bir cemaatın ifa etmek üzere var olmasını
isteyip açıkladığı iş, Müslümanlar tarafından yerine
getirilmesi farz olan bir iştir. Nitekim konuyla ilgili pek çok ayet
ve hadisi şerifte sabit olan budur. Bu da böyle bir cemaat ortaya çıkarma
isteğinin kesin bir istek olduğuna bir karine olur. Böylelikle
ayet-i kerimede varid olan emrin vücub olduğu ortaya çıkmaktadır.
Bu ise Müslümanlar üzerine bir farzı kifayedir. Bir bölümü bu
farzı yerine getirdikleri takdirde diğerlerinden bu farz sakıt olur.
Bu iş farzı ayn değildir. Çünkü yüce Allah, Müslümanlardan
kendi aralarında hayra çağıran, iyiliği emredip münkerden alıkoyan
bir cemaat ortaya çıkarmalarını istemiş, ancak Müslümanların
hepsinin bu işi ifa etmelerini istememiştir. Onlardan, böyle bir
farzı yerine getirmek üzere bir cemaat ortaya çıkarmalarını
istemiştir. O halde ayet-i kerimedeki emir böyle bir cemaati ortaya
çıkarmak amacına yöneliktir. Yoksa bu iki işi yerine getirmek
ayetteki emrin esas amacı değildir.
Sözü geçen
iki amel ise varolması istenen cemaatın yapacağı işleri açıklamaktadır.
O halde bu oluşturulması istenen cemaatın durumunu nitelendirmek
amacındadır.
Cemaatın,
cemaat niteliğiyle işi dolayısız olarak yerine getirebilecek bir
yapıda olabilmesi için muayyen bir takım işlerin varlığı kaçınılmazdır.
Cemaat olabilmek ve bu işi ifa etmeye devam edebilmek için bunlar
zorunludur.
Cemaati
cemaat yapan tek bir cisim yani bir kitle olabilmeleri için cemaat üyelerini
birbirine bağlayan bir bağın varlığıdır. Böyle bir bağın
varlığı söz konusu olmaksızın var edilmesi istenen cemaat ortaya
çıkarılmaz. Oluşturulması istenen cemaat ise cemaat olmak niteliği
ile faaliyet gösteren bir topluluk demektir. Çalışmalarını sürdürürken
bir cemaat olarak varlığını sürdürmesini sağlayan ise itaati gerekli olan bir emirinin olmasıdır.
Çünkü şeriat üç ve daha fazla sayıyı bulan her topluluğa
başlarına bir emir tayin etmelerini emretmektedir. Allah'ın Rasulü
şöyle buyurmuştur: "Yeryüzünün
düzlüğünde bulunan üç kişinin, aralarından birisini emir tayin
etmeksizin durmaları helal değildir.”
Cemaat üyeleri
arasında bir bağın ve kendisine itaatin vacip olduğu bir emirin
varlığını gerektiren bu iki nitelik yüce Allah'ın: "Sizden
bir topluluk bulunsun." emrinin gereklerindendir. Yani sizden,
üyelerini bir birine bağlayan bir bağı ve itaatı farz olan bir
emiri bulunan bir topluluk var edilmelidir anlamına gelir. İşte;
cemaat, kitle, parti, cemiyet ya da cemaat hakkında kullanılan
herhangi bir isim ile anılan bu topluluk, kendisini cemaat kılan nitelikleri tamamıyla bünyesinde
bulunduran ve faaliyetlerini sürdürürken de cemaat kalmasını
sağlayan özellikleridir. Böylelikle ayet-i kerimeden; parti, kitle,
cemiyet, örgüt ya da buna benzer varlıkları ortaya çıkarmayı
emrettiği açıkça anlaşılmaktadır.
Ayet-i
kerimedeki bir cemaatı var etme emrinin siyasal parti kurma emri demek olduğuna dair açıklamaları şöylece yapabiliriz:
Ayet-i kerime evvela bu cemaatın yapacağı işi tayin
etmektedir. Bu iş ise İslâm’a çağırmak, iyiliği emredip münkerden
alıkoymaktır. İyiliği emredip münkerden alıkoyma işi genel bir
emir olarak varid olmuştur. Bu emir yöneticilere iyiliği emredip
onları münkerden alıkoymayı da kapsamaktadır. Bu ise yöneticilerin
hesaba çekilip sorgulanmalarının farz olduğu anlamına gelir. Yöneticilerin
hesaba çekilip sorgulanmaları ise siyasal partilerin yerine getirdiği
siyasi bir çalışmadır. Bu da siyasi partilerin en önemli işleri
arasında yer alır.
İşte bundan dolayı ayet-i kerime İslâm’a davet etmek,
iyiliği emredip münkerden alıkoymak, yöneticileri de yapacakları uygulama ve
tasarrufları dolayısıyla hesaba çekip sorgulamak maksadıyla siyasal partiler kurmaya delil olmaktadır.
Ayet-i
kerime, bu partilerin İslâm akidesi üzerinde yükselen, şer’î hükümleri
kabul eden İslâmi partiler olmaları gerektiğini de göstermektedir.
Söz konusu bu partilerin komünist, sosyalist, kapitalist,
ırkçı, vatancı ve kavmiyetçi parti olmaları yahut demokrasiye,
laikliğe ve masonluğa çağırmaları veya İslâm akidesi dışındaki
esaslar üzerinde yükselen veya şer’î hükümler dışındaki
yasa ve kanunları benimseyen partiler olmaları caiz değildir. Çünkü
ayet-i kerime, bu partilerin niteliklerini, ifa edecekleri işlerle sınırlandırmaktadır.
Söz konusu bu işler ise; İslâm’a çağırmak, iyiliği emredip münkerden
alıkoymaktır. Bu işleri yerine getirecek olanın ise; İslâm’a
bağlı olması, İslâm esaslar üzerine kurulması, İslâm’ın hükümlerini
benimseyip kabul etmesi gerekir.
Komünizmi, sosyalizmi, kapitalizmi, demokrasiyi, laikliği, masonluğu,
ırkçılığı ve vatancılığı esas olan ulusal ve bölgeci
esaslar üzerinde kitleleşmeyi kabul eden bir partinin ise İslâm
esası üzerinde kurulması, İslâm’ı kabul etmesine, İslâm’ı
taşımasına veya hükümlerini benimsemesine imkan yoktur. Böyle
bir parti ancak küfür esası üzerine kurulabilir ve küfür düşünceleri
üzerine kitleleşmiş olabilir.
Bu nedenle Müslümanlara komünizmi, sosyalizmi kapitalizmi
demokrasiyi, laikliği, masonluğu, kavmiyetçiliği veya toprağa bağlı milliyetçiliği
yahut da İslâm dışında herhangi bir temel üzerinde kitleleşmeyi
haram kılmaktadır.
Diğer
taraftan bu partilerin gizli değil açık olmaları icab etmektedir.
Çünkü hayra çağırmak, iyiliği emredip münkerden alıkoymak yöneticileri
hesaba çekip sorgulamak ve ümmet yoluyla yönetime ulaşmak için çalışmak;
açık ve herkesin gözü önünde yapılan faaliyetlerdir. Bunlar
gizli, saklı yapılmaz. Ta ki bunlardan istenen maksat gerçekleşebilsin.
Diğer
taraftan bu partilerin çalışmalarının terörize (maddi güçle)
olmaması gerekir. Çünkü bunların yapacakları iş, sözle yapılan
bir iştir. Partiler söz ile İslâm’a davet eder, iyiliği emredip
münkerden alıkoyar. Bundan dolayı kullanacakları araçların güç
kullanmayı gerektirmeyen araçlar olması icap etmektedir. Partiler
silah kullanamaz, faaliyetleri için baskı ve terörü bir yol
edinemez. Çünkü yöneticiye karşı silah taşımak caiz değildir.
Zira bu konuda bunu yasaklayan hadisi şerifler varid olmuştur.
Bundan dolayı iyiliği emredip münkerden alıkoymayı, yöneticileri
hesaba çekip sorgulamayı, onlara karşı silah çekilmeksizin yapılması
mümkündür. Bu sebepten dolayı da kullanılacak araçların maddi güçle
olması yasaktır. Yöneticiye karşı silah çekmek ise tek bir durum
müstesna haramdır. Bu
tek durum ise elimizde onun hakkında Allah'tan gelmiş bir delil
bulunan birtakım küfrü ortaya çıkarması, izhar etmiş halidir. Tıpkı
Übade b. es-Samit yoluyla gelen hadisi şerifte varid olduğu gibi: "...Ve yönetim
hususunda emir sahipleriyle anlaşmazlığa düşmemek, ancak buna
dair elimizde Allah'tan gelmiş kesin bir delilin bulunduğu apaçık
bir küfür hali görmemiz müstesna."
* * * * *
Bu kitabın
yeniden gözden geçirilmesi ve düzenlenmesi, hadislere ait
senetlerin çıkartılması, H. 15 Muharrem 1417 Cumartesi, M.
1/7/1996 günü sübhan olan Allah'ın yardımı ile tamamlanmıştır.
* * * * *
|