YIL 16  SAYI 186  CEMAZİYÜLEVVEL 1426  HAZİRAN 2005


Hilafet.com'da ara Web'de ara

Hilafet'in Sözü: Ilımlı İslam Söylemi
Allah (cc)’nun Gücünün Üzerinde Hiçbir Güç Yoktur
Siyasî Yorum: R. T. Erdoğan’ın İsrail Ziyareti
Haber-Yorum: Özbekistan Olayların Arkasında Kim Vardır?
MÜSLÜMANLARIN DURUMU VE NİÇİN HİZB-UT TAHRİR (2. Bölüm)
Hz. MUHAMMED (SAV)’İN MUCİZESİ KURAN VE İÇERİĞİ (2. Bölüm)
Sünnet’ten Anlamamız Gerekenler ve Bidat Kavramı (1. Bölüm)
Bir Şiir
Tefsir: Bakara Suresi 194-195

 

Ramazan K.

Hz. MUHAMMED (SAV)’İN MUCİZESİ KURAN VE İÇERİĞİ

(2. Bölüm)

Kuran büyük küçük ayırt etmeksizin her yaştaki insana kendini dinletmesini bilmiş, onlara imanı aşılamıştı. Gönüllere hoş gelen üslubu sayesinde, en büyük düşmanları bile onu dinlemekten alıkoyamamıştı. El-Velid bin el Muğire, Ahmet bin Kays, ebu cehil bin Hişam gibi Kureyş’in ileri gelenleri Kuran-ı Kerim’i dinlememek için birbirlerine söz vermiş olmalarına rağmen geceleri Kuran-ı Kerim’i dinlemek için Resul (sav)’in evine gizlice gelmeleri, Hz. Peygamber (sav)’i öldürmek kastı ile yola çıkan Ömer bin Hattab’ın Müslüman oluşu, ve yine Necm Suresi’nin sonundaki “haydi Allah için secdeye kapanın ve O’na kuluk edin” ayeti, Resul (sav) tarafından Mümin ve Müşriklerin bulunduğu bir toplulukta okununca Müslümanlarla birlikte müşrikler de yere secdeye kapanmışlar, yere secde yapmayı gururuna yediremeyen Ümeyye bin Halef’in yerden bir avuç toprak alarak alnına götürmesi. Resul (sav)’i giriştiği teşebbüsten vazgeçirmek için nasihatte bulunan Utbe bin Rabia’ya cevap mahiyetinde okunan Fussilet Suresi’nin ilk ayetleri, Utbe’yi hayrette bırakmış ve kendisini bekleyenlere:

“Ondan öyle şeyler işittim ki ömrümde benzerini işitmiş değilim. Bu sözler ne şiir, ne sihir, ne de kehanettir. Bunlardan hiçbirisine benzememektedir. Ey Kureyşliler; bana kulak verin, beni dinleyin, O’nu kendi halinde bırakmanızı tavsiye ederim. Eğer O muvaffak olmazsa Arabistan O’nu mahveder eğer muvaffak olursa, O’nun zaferi sizin de zaferiniz demektir.” (İbni Hişam) demesi Kur'an-ı Kerim’in cezp edici füsunkar üslubundan değil midir?

Yine ders kabilesinin ileri gelen önderlerinden olan et-Tufeyl bin Amr, Mekke’ye geldiğinde; ‘Kureyşliler ona ey Tufeyl memleketimize hoş geldin, Muhammed’i dinleyenler bizden ayrılıyor, topluluğumuzda dağılıyor, işlerimiz darmadağınık oluyor. O’nun sözleri sanki bir sihir gibi, kişiyi babasından, kardeşinden ve zevcesinden ayırıyor. Senden ve kavminden de korkarız. Dikkatli olun sakın ondan bir şey dinlemeyin’ demişlerdi. Et-Tufeyl bu sözlere öyle inandırılmıştı ki, Kabe’ye her gidişinde Muhammed (sav)’i orada görürse, ondan bir şeyler duyup işitmemek ve ondan etkilenmemek için kulaklarına bir şeyler tıkardı. Bir gün kendi kendine ‘ben ne kadar batıl itikatlı bir adamım, Muhammed’in söylediklerini işitmekle bana ne fenalık gelebilir. Eğer söylediklerinin bir kıymeti varsa, bu değeri takdir edecek akla sahibim’ Kuran-ı Kerim’i dinledi ve hemen kabilesi arasında ilk Müslüman mürşidi olma şerefini kazandı. (İbni Hişam)

Kuran-ı Kerim’in mucizevi boyutunu ortaya koyan örnekleri daha çoğaltmak mümkün zira bugüne kadar kendini muhafaza etmiş olan Kuran-ı Kerim yer yüzünde yaşamakta olan bir çok Müslüman tarafından da ezberlenmiş ve her insanın zihninde kendisini korumuştur. Ancak ezberde olan o lafızların manaları hayat sahnesinden kaldırılmış ve sadece hafızalarda tekrarlanan insanları mest eden güzel sözler olarak, Müslümanların belleklilerine yerleştirilmiş. Acaba gerçekten de Kuran-ı Kerim bu amaçla mı geldi? Kuran’ın Müslüman’ın hayatındaki yeri neresidir? O’nun lafızları altındaki manası acaba insanlara bir şeyler anlatmayı hedeflemedi mi? Bu sorunun cevabı elbette ki müspet olacaktır. Kuran insanların iki dünyada da mutlu olmasını sağlayacak bir nizamla gelmiştir. Ancak bugün Kuran’ın hayata ilişkin olan kuralları hayat arenasından kaldırılmış bunun yerine insanlar kendi nizamlarını kendileri koymaya başlamışlardır. Ve bugün genelde tüm insanların özelde ise Müslümanların mutlu olmadıklarını görmekteyiz. Zira Allah’ın hükümlerinin tatbik edilmediği bir zamanda Müslümanların mutlu olmasından söz edilemez. Bu nedenle Müslümanların Allah’ın indirmiş olduğu nizamı hayata hakim kılmak için çalışmalılar. Zira bu Allah’ın farzlarından bir farzdır. Tıpkı namaz gibi oruç gibi bir farz, bugün Müslümanlar nasıl ki; namaz kılıyor oruç tutuyorsa aynı şekilde Allah (cc)’nın insanların hayatlarına uygulamaları için indirmiş olduğu bu dini hayatlarına uygulamak için tüm Müslümanların kendilerine Resul (sav)’i örnek alarak çalışmaları gerekir. Zira diğer türlü Kuran’ın mucize boyutunun bir önemi kalmayacak, çünkü Kuran hayatta tatbik edildiği dönem içerisinde Müslümanlar asırlarca dünyaya hükmettiler ve Kuran’ın hükmü 1924 yılında kaldırıldıktan sonra Müslümanlar zillete duçar oldular. Tekrar izzeti elde etmenin yolu da tekrar 1924’te yıkılan Hilafet’i ikame etmekten geçmekte ki; böylece Kuran-ı Kerim’in ruhani boyutu hayatımıza yön verdiği gibi siyasi boyutu da hayatımıza hakim olabilsin. İslam akidesi diğer tüm akidelerden farklı olarak bütün akidelerde bulunan özellikleri kendi bünyesinde barındırmıştır. Yani hem ruhani bir akide hem de siyasi bir akidedir. Dünyada sadece İslâm akidesi böyledir. Çünkü, İslâm'daki hayat nizamı Allah-u Teala tarafından indirilir. Bu akide her konuda Allah-u Teala ile bağ kurmaktadır. Bundan dolayı ruhanî siyasî bir akide olmuştur. Maddeyi ruh ile meczeder. Çünkü İslâm'da işler Allah-u Teala'nın emirlerine göre yürütülür. Nitekim siyaset; insanların dahili ve harici işlerini bir fikirle yürütmektir. İslâm siyaseti, kapitalist siyasetten ve komünist siyasetten farklıdır. İslâm siyaseti, insanların işlerini Allah-u Teala'nın emirlerine göre yürütür. Diğer siyasetler ise, insanların işlerini akıl ve hevâyı esas alarak yürütürler. İslâm dini diğer akidelerden farklıdır ve bu farkı onun akidesinden hayat nizamının çıkmasındandır. Diğer akideler Allah mefhumunu hayattan ve nizamlarından çıkarırlar.

"La İlahe İllallah" kelime-i tevhidi, İslâm'da temel fikirdir ve bu fikir siyasîdir. Çünkü bunun manası "Allah'tan başka İlah yoktur" demek, yani Allah’tan başka yöneten yönlendiren nizam koyan hüküm veren yoktur demektir.

"Muhammeden Resulullah" demek; Muhammed (sav)'i Allah'ın elçisi kabul etmektir. Elçi; kendisini görevlendiren tarafından mesaj getirir. Öyleyse, Muhammed (sav)'i Resul olarak kabul etmekle getirdiği mesajı da kabul etmiş sayılırız. İşte, İslâm'ın temel siyasî kitabı, ruhanî boyuttaki Allah inancını siyasî boyuta çekerek, İslâm dininin ruhanî siyasî akide oluşunu ortaya koyar. Ruhanî boyuttan gelen emir ve yasaklar bizim dünyevi işlerimizi sınırlandırır ve bir nizama koyar. Bu hususla ilgili bazı ayetlerde şöyle geçmektedir:

"…Hüküm ancak Allah'ın dır…" (Yusuf 40)

"Allah'ın indirdikleriyle hükmet..." (Maide 49)

"Allah'ın indirdikleriyle hükmetmeyenler kafirlerdir." (Maide 44) gibi ayetler yönetimle ilgili siyasî fikirlerdir.

Allah alışverişi helal ribayı (faizi haram) kıldı…" (Bakara 275)

"Ölçtüğünüz zaman ölçüyü tam yapın, doğru terazi ile tartın." (İsra 35) gibi ayetler iktisatla ilgili siyasî fikirlerdir.

"Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dost ve yardımcı edinmeyin..." (Maide 51)

"…Size en yakın kafirlerle savaşın..." (Tevbe 123)

"Bir kavimle anlaşma yapıp da, onlardan buna ihanet yapacaklarını hissettiğiniz zaman hemen onlara açıklayın ve anlaşmayı bozun…" (Enfal 58) gibi ayetler dış siyasetli ilgili birer siyasî fikirlerdir.

"Onları (boşadığınız karılarınızı) gücünüz ölçüsünde oturduğunuz yerin bir bölümünde oturtun…" (Talak 6)

"…Karılarınızla iyi geçinin..." (Nisa 19)

"…Başörtülerini göğüslerine kadar indirsinler…" (Nur 31)

"Ey Nebi, hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına cilbablarını (örtülerini) üstlerine almalarını söyle…" (Ahzab 59) gibi ayetler ictimaî hayatla (kadın erkek ilişkileriyle) ilgili birer siyasî fikirlerdir.

"Hırsız, erkek olsun, kadın olsun onun elini kesin…" (Maide 38)

"Zina eden, kadın olsun, erkek olsun ona yüz değnek vurun..." (Nur 2)

"Allah ve Resulüyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuk yapmaya çalışanların cezası ya öldürülmeleri ya asılmaları, ya ellerinin ayaklarının çapraz kesilmesi veya bulundukları yerden sürülmeleridir..." (Maide 33) gibi ayetler ceza kanunlarıyla ilgili siyasî fikirlerdir.

Bütün bu deliller; düşünen, hayatı ciddi anlamda gözden geçirmiş, aydın fikirle tespitlerde bulunmuş kimseleri bu akidenin fikrî kaide oluşuna ve siyasî ruhanî akide oluşuna ikna eder. Ve Müslümanlar 14 asır boyunca bunu uyguladılar. Müslümanların başında bulunan Halife Müslümanlara namazlarını kıldırıyor, hacda haccın emiri oluyordu aynı zamanda da İslam’ı cihat yoluyla aleme taşıyor hadleri uyguluyordu kısacası İslam’ın hem siyasi hem de ruhani boyutunu tatbik ediyordu. Ve Müslümanlar başları dik göğüsleri önde yürüdüler ve bugün Müslümanların elinden kalkanları alınmış, ve başları önüne düşmüş, evet tekrar başlarımız dik olarak yaşamak istiyorsak, İslamî tüm emir ve yasaklarıyla hayatımıza kılmamız onu uygulayacak halifeyi nasbetmemiz İslam’ı cihat yoluyla aleme taşıyacak olan Raşid-i Hilafet’i kurmak için son gücümüzle bütün azmimizle çalışmalıyız.

Allah’ım üzerimize sabır dök.

Ey Allah'ım! Ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden medet umarız. Bize doğru yolu göster/ilet. Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yoluna. Gazaba uğramışların ve sapmışların yoluna değil. Amin.

S O N

 

ilk sayfa | Yukarı

 YIL 16  SAYI 186  CEMAZİYÜLEVVEL 1426 HAZİRAN 2005