Hizb-ut Tahrir Beyanları

Ey Müslümanlar! Sömürgeci Kafirler ve Ajanları Öfkelerinden Geberseler Bile İslam’ın Rayesi ve Livasının Alternatifinden Razı Olmayınız!
M. 15 Mayıs 2012
Özellikle İslam ülkelerindeki zalim tagut yöneticilere karşı halk hareketlenmelerinin ardından muhtelif İslam ülkelerinde birçok “alem [işaret]” bayraklarının yanı sıra… bazıları da “bağımsızlık” bayrağını yükseltmeye veya kendi bayrağını korumaya veya kendine özel bayrağı yükseltmeye başlar hale gelmiştir… Onlardan bazıları, bu veya şu bayrağı yükseltmekle iyilik yaptıklarını zannederlerken bunun da şeriata muhalif olmadığını zannetmektedirler… Onlardan bir kısmı da insanları saptırmaktalar ve İslam rayesinin yükseltilmesi halinde kafir Batı’nın kışkırtılması ve onların öfkelendirilmesi hususunda insanları korkutmaktadırlar…! Onlardan diğer bir kısmı da laik sivil bir devlete çağırmak babından şeriata muhalif olan bayrağı yükseltmek için kasıtlı olarak büyük bir çaba harcamaktadırlar… Ve diğerleri ve diğerleri. Bayraklarının şeriata muhalif olmadığı zannıyla iyilik yaptıklarını zannedenlere, muhalif olduğunu öğrendiklerinde onları terk ederek İslam rayesini yükseltsinler diye bir açıklama… hak ehli, sömürgeci kafirlerin kışkırtmalarından ve onların öfkelerinden gebermelerinden korkmasınlar diye bu saptırmadan dolayı ölenler için bir yaralanma… gece gündüz şeriatın rayesine savaş açan laiklere ve onların benzerlerine bir sitem olarak… bizler, bu hususu açılayacağız.
Türkiye Vilayeti Beyanları

Arap Ülkelerine Demokrasi ve Laiklik Taşımak, Sözde Baharı Kara Kışa Çevirmektir!
M. 10 Mart 2012
Devrim sonrası Tunus Meclisi’nde konuşan ilk Cumhurbaşkanı sıfatıyla Abdullah Gül, Tunus kamuoyuna hitabının neredeyse her cümlesinde “demokrasi” vurgusu yapmaktan kendini alamadı. Daha önce Başbakan Erdoğan’ın Mısır ve Libya ziyaretinde tepkiyle karşılanan “laiklik” vurgusu gibi Cumhurbaşkanı’nın bu ısrarı da Müslümanlar nezdinde beyhudedir. “Tunuslu genç ve aydınların kıvılcımını yaktığı bu devrim de, Batı Avrupa ve Amerika’da cereyan eden birinci demokrasi dalgası, 1989’dan sonra Doğu Avrupa ve Latin Amerika’da yaşanan ikinci demokrasi dalgası gibi tarihteki yerini alacaktır” diyen Cumhurbaşkanı Gül’ü azimli bir demokrasi taşeronu haline getiren faktör nedir acaba? Üstelik Cumhurbaşkanı Gül, Arap Baharı’nı Avrupa’daki devrimlere benzeterek Arap alemindeki gelişmeleri doğru okuyamadığını da göstermiş oldu. Asıl dehşete düşüren analizi ise şu sözlerinde saklıydı: “Heyecan duyuyorum; çünkü bu Meclis bölgemizde her türlü bedeli ödemek pahasına büyük bir özgürlük, hak, adalet ve onur mücadelesi veren tüm kardeş halkların yüzünü çevirdikleri bir demokrasi mabedidir.” Herkesçe malumdur ki mabed tapınma yeri demektir. Müslümanların mabedleri de bellidir ve Allah Subhânehu’ya ibadet ettikleri yerlerdir. Tunus bir mabed ise, tapınılan mabud ne olmaktadır? Tunus küfrün mabedi değil, asırlarca Hilâfet’in gölgesinde ilmi ve takvasıyla meşhur olmuş İslami bir beldedir...
Türkiye Vilayeti Resmi Sözcülüğü Basın Açıklamaları
Türkiye Vilayeti Resmi Sözcüsü
Yılmaz Çelik
İflas Eden Sistem Ne Başkanlık Ne de Yarı Başkanlık İle İflah Olur, Türkiye Yalnızca Hilafet İle Kurtulur
M. 17 Mayıs 2012
Uzun zamandır uygun atmosfer ve belli aralıklar dâhilinde kontrollü bir şekilde gündeme gelen başkanlık sistemi tartışmaları, son olarak Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın açıklamaları sonucunda tekrardan gündemde yer almış ve mesele herkes tarafından tartışılmaya başlanmıştır. AKP Hükümeti’nin gerçekleştirmek istediği değişiklikleri önce tartışmaya açarak nabız yoklaması, artık klasik bir üslup olarak öne çıkmakta ve böylelikle neredeyse her meselede adım atmadan evvel tepkileri ölçmeye çalışmaktadır. Şüphe yok ki mevcut anayasa değişikliğinin esas nedeni, bazı maddelerin değiştirilmesi yada birtakım düzenlemelerin iyileştirilmesi değildir. Meselenin özü, Soğuk Savaş dönemi ve öncesinden kalma sistemin değiştirilmesi ve Amerika tarafından AKP eliyle oluşturulan yeni Türkiye’nin bekasının sağlanmasıdır. Bu da sistemin darbeci unsurlarının operasyonlar, baskılar ve şantajlar yoluyla etkisizleştirilmesi, öte yandan sistemin temel dayanaklarını teşkil eden yasal ve anayasal düzenlemelerin Avrupa Birliği kriterlerini gerekçe göstererek gerçekleştirilmesinden geçmektedir...
Diğer Resmi Sözcülüklerin Basın Açıklamaları
HT Resmi Sözcüleri
General Keyâni, Hizb-ut Tahrir’in Pakistan’daki Resmî Sözcüsü Nâvid Butt’u Kaçırması İçin Baltacılarını Göndermekle Gerçek İflasını Teyit Etmiştir
M. 11 Mayıs 2012
Bugün Cuma namazından önce gizli servisten sivil elbise giyinmiş bir gurup gelerek Hizb-ut Tahrir’in Resmî Sözcüsü Nâvid Butt’u, çocuklarıyla birlikte okuldan dönerken küçük çocuklarının önünden kaçırmışlar, onu gizli servisin cipine koymuşlar ve çocuklarını tek başına sokakta bırakmışlardır. Dolayısıyla bu, General Keyâni’nin birimlerinin Hizb-ut Tahrir üyelerine dönük gerçekleştirdiği son kaçırmadır. Keyâni’ye hizmet eden bu birimler, sanki onun tahtını koruyan özel koruması gibidirler. Nitekim Keyâni’nin, kendisinin bir Amerikan ajanı olduğunu ifşa etmeye devam eden Hizb-ut Tahrir’e cevap olarak kendisini savunabileceği tek uygulamalar, bu kaçırmalardır. Zira hizib bunu, Raymond Davis meselesi, Amerika’nın Abbottabad’a saldırısı, muhlis subayların Amerika ile olan işbirliğini sorgulamalarından dolayı Pakistan Silahlı Kuvvetleri’nden çıkarılması, NATO’nun Selale üssüne saldırması, Afganistan’daki işgalci güçler için NATO tedarik hatlarının yeniden açılması ve “normalleşme” gerekçesi altında Hindistan’ı razı etmek için Schan üssündeki askerlerin kanlarından feragat edilmesi yoluyla bir çok kez kanıtlamıştır. Keyâni gibi tagutlar muhasebe edildiklerinde dış odakların “komplocusu” şeklinde tek bir kelimeyle nitelendirilmelidirler. Bu arada bütün herkes onların, yabancı eşyalar olduklarını, gecelerini ve gündüzlerini Allah’a, Resulüne ve müminlere savaş açmaları için kendilerine emredip nehyeden kafirlerle birlikte geçirdiklerini ve sömürgeci kafirlerin çıkarlarına hizmet ettiklerini de bilmektedirler...
Diğer Vilayetlerin Beyanları

“Şapkalı” Milletvekillerinin Sahtekar Meclisi; Suriye Halk Meclisi Seçimleri
M. 06 Mayıs 2012
Barbar Esad çetesinin, Suriye halkına karşı tarihte benzeri görülmemiş sistematik cürümler işlemesine ve uluslararası ve Birleşmiş Milletleri’nin programlanmış komplolarına rağmen küstah ve mücrim Suriye rejimi, on binlerce ölü ve yaralı, yüz binlerce tutuklu, içeride ve dışarıda yerlerinden edilmiş olan milyonlarca insanlarla alay edercesine 07.05.2012 pazartesi günü, “felakete uğramış halk” meclisi seçimlerinin yapılmasını reddetmektedir… Zira bu seçimler, “yöneticisi sayesinde felakete uğramış halkın, yöneticisinin temsilcilerini seçecek” olmasından dolayı çok şaşırtıcı bir görüntü ortaya çıkaracaktır! Buna rağmen (ta baştan beri halkın temsilcileri olarak değil de adaleti talep edenler olarak resimleri yayınlanan) Talip İbrahim ve Halit Abud gibi rejimin şakşakçıları olarak bilinenlerin propaganda görüntüsünün yayınlanmasının yanı sıra halkı temsil etmek isteyip de halk tarafından bilinmeyen kimselerin resimleri yayınlanmaktadır… Nihayet sonunda bu tiyatro, “şapkalı” milletvekillerinden oluşan sahtekar meclisin, dünya liderliğinde, dahası ölmüş olan temsilcilerinden birinin dediğine göre “birkaç kişiden oluşan” dünya liderliğinde, “Beşar’a” gerekli koşulları sağlaması gerektiği şeklinde sonuçlanmıştır! Bu sahte seçim adımları, Hollywoodlı Amerikalıların çaresiz Suriye dosyasına dönük çözüm yolunun eksik bir adımı olarak görülebilinir…
Medya Büroları Yayınları
HT Medya Temsilcileri
Hizb-ut Tahrir / İskandinavya’dan, Danimarka Entegrasyon Bakanı Karen Hecierop’a Açık Bir Mektup
M. 09 Mayıs 2012
Bakanlığınız, iki gün önce ülkedeki siyasî aşırılık hakkında iki rapor yayınlamış olup bunlardan birinin içerisine, siyasi hedeflerini gerçekleştirmek için “şiddeti” araç olarak kullanan sağcı, solcu ve diğer örgütlerin arasına Hizb-ut Tahrir’in ismi de eklenmiştir. Binaenaleyh aşağıdaki hususları açıklarız: Hizb-ut Tahrir, küresel siyasî bir hizib olup İslam dünyasında yeniden İslamî Hilafet Devleti’ni kurmak için çalışmaktadır. Zira insanlar, mevcut otoriter rejimleri ortadan kaldırıp bunları, kanaatleri ve değerleriyle örtüşen adil İslam sistemleriyle değiştirmeyi arzulamaktadırlar. Batı’ya gelince; hizib, sadece Müslümanların kimliklerini korumayı hedeflemekte ve ekonomik, siyasî, içtimaî ve önemli çevresel sorunlara neden olan kapitalizmin alternatifi olması itibarıyla da İslam akidesi ile onun nizamlarına çağırmaktadır. Hizb-ut Tahrir, yarım yüzyılı aşkın bir zaman önce kurulmuş olup hizbin, hedefini gerçekleştirmek için siyasî ve fikrî amellerle sınırlı kaldığı dünyaca bilinmektedir. Diğer raporlar ve çalışmalar gibi söz konusu olan rapor da, hizbin hedefini gerçekleştirmek için barışçıllığın dışında hiçbir bir aracı kullanmadığını vurgulamaktadır. Şimdi bizler soruyoruz; Hizb-ut Tahrir ve İslam’a ve Hilafet’e davet eden diğer Müslümanlar gibi şiddete başvurmayan isimler, güvenlik olarak bir tehdit oluşturan ve hedeflerini gerçekleştirmek için “şiddeti” bir araç olarak kullanan örgütlerin çalışmalarının arasına neden eklenmiştir acaba? Yoksa buna, İslam düşmanı siyasi ajandalara bir hizmet yada siyasal İslam olarak adlandırılan hususa bir sınırlama olarak mı itibar edilmelidir?



